Alevilik Nedir

Alevilik Nedir

Alevi Bektaşi İnancı Hakkında Yazılar

RUHSATÎ (1835-1911)

11/9/2008
Kategori: Ozanlarımız

RUHSATÎ (1835-1911)
 

Daha senden gayrı âşık mı yoktur
Nedir bu telaşın ey deli gönül
Hele düşün devr-i Adem’den beri
Neler gelmiş geçmiş say deli gönül
 



Mevlâ’m kanat vermiş uçamıyorsun
Bu nefsin elinden kaçamıyorsun
RUHSATÎ dünyadan geçemiyorsun
Topraklar başına vay deli gönül

A. HAYATI

Bir şiirinde;

Elli birde zuhur edip
Doğup cihana gelelim ben

diyen Ruhsatî, H. 1251 (Miladî 1835) yılında doğmuştur. Yine bir şiirinde;

Sultan Mehmet şant zat-ı âlişan
Erer maksuduna pâyına düşen


ifadelerinden de onun Sultan Mehmet Reşat devrini (1909-1918) idrak ettiğini anlıyoruz. Vehbi Cem Aşkun, Ruhsatî’nin cülustan iki yıl sonra, yani 191I’de vefat ettiğini söylüyor. Eflatun Cem Güney de; “Ruhsatî... 1327 (191l)’de yetmiş altı yaşında gözlerini kapamıştır” diyerek, Aşkun’u destekler.

Bir köy şairi olan Ruhsatî, Sivas’ın Deliktaş bucağında doğmuş ve ömrünün hemen hemen tamamını burada geçirmiştir. Onun;

Dedem vilayeti gitsem Tonus’a
Saklamaz sırrını sezegen olur


sözlerinden, soyunun Tonus (yeni adı; Altınyayla) ilçesinden geldiği hükmüne varıyoruz.

Ben bilirim Şeyh Mehmet’tir pederim
RUHSATî’ye eş ben oldum ağlarım

deyişinden, Ruhsatî’nin babasının Mehmet olduğunu öğreniyoruz. Fakat şiirlerinde annesinin ismine yer vermemiştir. Eflatun Cem Güney, annesinin isminin Safiye olduğunu ifade etmiştir.

Ruhsatî on iki yaşında öksüz ve yetim kalmış; bu bakımdan kuvvetli bir tahsil görememiştir. Bir divandaki;

Eğer nikâhtan sorarsan dördü bitirdim tamam
Eğer evlattan sorarsan yiğirmi üçtür heman


ifadelerinde, dört kere evlendiğini ve bu evliliklerden yirmi üç çocuğu olduğu neticesine varıyoruz. Eşlerinin adı sırasıyla şöyledir: Mihri, Ayşe, Fatma ve Mühimme. Bunlardan Mihri, oğlu Âşık Minhacî’nin annesidir.

Ruhsatî, uzun müddet Deliktaş ağalarından Ali Ağa’nın yanında azap durmuştur. Kimi zaman Tecer’deki değirmenlerin su işlerinde çalışmış, kimi zaman da köyünde kiracılık, rençperlik ve çobanlık yapmıştır. Bazen de inşaatlarda bennelik (duvarcılık) yaptığı olmuştur. Zaman zaman gurbete çıkan Ruhsatî ömrünün sonlarında köyünde imamlık yapmıştır. Ömrü fakirlikle geçen Ruhsatî, ufak-tefek yardımlar haricinde kimseden arzuladığını bulamamıştır. Mezarı, doğduğu yer olan Deliktaş’tadır

Ruhsatî, bedeli bir âşıktır. Birgün Kertme köyü mezrasında uyuyakalmış ve bu sırada pirlerin verdiği badeyi içmiştir. Aşağıdaki sözlerinden de anlaşılacağı üzere, kendisi de zaman zaman bunu dile getirmiştir.

Bir gece menamda gördüm muhabbetin badesin
İçmeden mest eyledi fincana aklı m yetmedi

Baktım bir bade sundular yatarken bir gecen ben
Anasından doğduğuna oldu pişman sanmasın

Ben değilim Hak söyletir dilimi
Bade içtim kimse bilmez hâlimi


Asıl adı Mustafa olan Ruhsatî’nin mahlasını Şeyh İbrahim Efendi vermiştir.

Kimi Ruhsatî der kimisi koca
Kimisi âşık der kimisi hoca
Kimisi Cehdi’ der kimisi yuca
Gazaya razı ol belâya sabur

Bir zaman İcadi bir zaman Cehdî
Şimdi de Ruhsati baba dediler


sözlerinden anlaşılacağı gibi, her ne kadar İcadî, Cehdi mahlasını da kullandığını söylüyorsa da biz, bu mahlaslarla söylenmiş şiirine rastlayamadık.

Ruhsatî, irticali olan fakat saz çalmayan bir âşıktır. Hakkında yazılmış kitaplarda ve makalelerde, saz çaldığından söz edilmişse de bunun böyle olmadığını bizzat kendisi ifade etmiştir.

Ne çöğürüm ne kavalım ne sazım
Ne bir Hakk’a yarar vardır niyazım

Saz ile söz ile alınmaz meydan
Ruhsat’ın mahlası serpilmedikçe


Ruhsatî’nin pek çok âşıkla karşılaştığı şüphesizdir. Ancak biz bunlardan Hacı Necati, Âşık Halil ve Kanaklı Sefilî gibi isimleri tespit edebildik.

Fiziki olarak uzun boylu, beli bükük, çil yüzlü, çakır gözlü, sarı sakallı bir yapıya sahip olan Ruhsatî, karakter itibariyle de ideal insan vasıflarına sahiptir. Basiret, kanaat, tevazu ve izan sahibidir. Haramdan, koğ, ve gıybetten kaçınmış; sır saklamasını bilmiştir. Kimsenin azına çoğun karışmamış; kimsenin malına göz dikmemiştir. Samimi bir Müslüman olup İslâm Peygamberini aşk derecesinde sevmiştir. Önceki kaynaklarda Bektaşî olduğu ileri sürülmüşse de Ruhsatî, kendisinin de pek çok şiirinde belirttiği gibi Nakşibendi tarikatine mensup bir âşıktır. .

B. EDEBÎ VE FİKRİ YÖNÜ

1. Şiirlerin Teknik Yapısı
a. Vezin


XIX. yüzyılın seçkin halk şairlerinden olan Ruhsatî, şiirlerinin çoğunu hece vezni ile yazmıştır. Ancak Âşık Ömer, Dertli, Emrah, Seyranî gibi geleneğe uyarak aruz vezni yahut hecenin 14 ve 15’li şekilleri ile şiirler (divanlar) yazdığı da olmuştur. Sözgelişi Uğru ile Kadı Hikâyesi’ni aruz vezni ile yazmıştır. Ne var ki, pek çok halk şairinde rastladığımız gibi aruz vezninde başarılı olamamıştır. Hece vezninde olan divanları 7+7 yahut 8+7 duraklıdır. Ruhsan, bu tür şiirlerde genellikle olaylara ve mistik düşüncelere yer vermiştir. Her ne kadar divan adını verdiğimiz bu şiirlerde veciz sözler söylemişse de Ruhsatî, asıl başarısını hece vezinli şiirlerde göstermiştir.

Ruhsan, en çok on bir heceli şiirler söylemişti. Bunu sekiz heceli şiirler takip eder.

Âşık-ı didar
Allah Allah de
Dağıtsm keder
Allah Allah de


veya;

Yola sevdiğim yola
Kolun boynuma dola
Zülüfünü sağa sola
Bölüşü bir hoşçadır


şeklinde gördüğümüz beşli yahut yedili şiirleri ise azınlıktadır. Ruhsatî’nin gerek on bir, gerekse sekizli şiirlerinden duraklar sağlamdır. On birli şiirlerde 6+5 ve 4+4+3, sekizli şiirlerinde 4+4, 5+3 ve 3+3+2 duraklarını kullanmıştır.

b. Kafiye

Türk halk şairleri genellikle yarım kafiyeyi kullanmışlardır. Ruhsatî’nin şiirlerinde de aynı özellik vardır.

Vuslatına yol bulmaya iverim
Sana gelen gazaları savarım
Aman küsme gözlerini severim
Yüzümden bezmede meramın nedir


dörtlüğünde görülen yarım kafiyeler şiirin tamamına hakimdir. Fakat birçok şiirinde;

On altıya kadar verdim yaşını
Yenice sevdaya salmış başını
El yanında yıkar gider kaşını
Tenhalarda gülüşünü sevdiğim


dörtlüğündeki gibi tam kafiyelere ve;

Her nereden baksam nazarıma gel
Cam dükkânı açtım pazarıma gel
Ölürsem ziyaret mezarıma gel
Başıma bir çiçek yadigâr eyle


örneğindeki gibi zengin kafiyelere rastlarız.

Ruhsati’nin dili sadedir şiirlerinde zorlama yoktur. Hece, durak, kafiye ve rediflerde titiz davranmış; anlam bütünlüğüne dikkat ederek daha güçlü, daha kalıcı şiirler söylemiştir. Kelimeleri seçerken tesadüflere yer vermemiştir. Sözgelişi, “çalar” döner ayaklı şiirinde Türkçe’yi nakış nakış işlediğini görmekteyiz.

Yenice bir bağa bağıban oldum
Lebi sükker yanakları al çalar
Kemhalar giyinmiş servi boyuna
İnce bele lahuriden şal çalar

Benim mecnun olduğumu bilir de
Emsin diye dudağına bal çalar

Kerem et sevdiğim çıkma dışarı
Seher yeli zülüfünden tel çalar

Kerem eyle Ruhsatî’yi unutma
Düşmanlar sevinip bize el çalar


Yukarıdaki sözlerde “çalmak” kelimesi değişik anlamda kullanılmıştır. Şiirde; “al çalmak” benzemek, “şal çalmak” örtmek, kuşanmak, “bal çalmak” sürmek, “tel çalmak” alıp götürmek, “el çalmak” vurmak anlamlarındadır.
Yine bir şiirinde;

Kimse bilmez hikmetinin batnı ne
Kim bilir ki zahiri ne batnı ne
Habibim de taş bağladı batnına
Aklına burayı getirsin demiş


diyen Ruhsatî, bize güzel bir cinas örneği veriyor.

Ruhsatî’nin destanlar dışında kalan şiirleri, genellikle 3-5 dörtlükten oluşur. İlk dörtlüğün kafiye düzeni (abab) yahut (abcd) şeklindedir. Diğer dörtlüklerin ilk üç dizesi kendi arasında, dördüncü dizeler ilk dörtlüğün ana kafiyesi ile kafiyelidir.

c. Dil ve Üslup

Anlatmak istediği düşünceyi, şiirlerinde gayet ustalıkla dile getiren Ruhsatî, konuyu dinleyiciye veya okuyucuya haber vererek şiirine başlar. Aynı tavrı diğer âşıklarda da görürüz. Bunu takip eden dörtlüklerde olay, durum, duygu, düşünce, dilek dile getirilir. Âşıklar vermek istedikleri mesajlara, dörtlüklerin üçüncü ve dördüncü dizelerinde yer verirler. Asıl söylemek istediğini de son dörtlüğe saklar. Ruhsatî de bu usulü kullanmakla, diğer âşıklardan ayrı düşmez.

Şiirlerinde tasvire fazla yer veren Ruhsatî, bunda başarı sağlamıştır. Bir köy şairi olduğu için, pek çok şiirinde ağız özelliklerine bağlı kalmış, oldukça fazla yekun tutacak kadar mahalli kelime kullanmıştır.

2. Şiirlerdeki Konular:

Halk şairleri halkın duygularına, düşüncelerine, inançlarına, dünya görüşlerine, dertlerine, isteklerine, bunalımlarına, hülasa bütün ferdi ve sosyal meselelerine tercüman olan kişilerdir. Sözleri, anlamlı, özlü ve etkileyici olup, aynı zamanda gerçeği ve doğruyu yansıtır.

Türk halk şiirinde işlenen konular müşterektir. Bir başka deyişle, bir aşığın şiirinde yer verdiği konuya, bir başka zaman ve bir başka yörede herhangi bir âşık da yer verir. Ruhsatî de bu konulara yer vermekle, müşterek bir geleneğin bir üyesi olduğunu ortaya koyar.

Ruhsatî, şiirlerinde genellikle köy hayatının özelliklerini yansıtmıştır. Duygu ve düşünce âlemi, köyde gördüğü intibalarla doludur. Bunun yanın da duyduğu ve bildiği konulara da yer verdiği olmuştur. Şiirlerinin mihverini halk kültürü ve kendi intibaları oluşturur.
Ruhsatî’nin hemen her konuda deyişi vardır. Pek çok âşıkta rastladığımız başta aşk, tabiat ve gurbet, öğüt, taşlama ve tenkit, mistik düşünce fanilik olmak üzere dert, şikâyet, dilek konulardaki şiirleri Ruhsatî’de de bulabilmekteyiz. Ancak zamana ve mekana bağlı olarak konuyu ele alış tarzında ve üslupta, âşıklar arasında farklılık gözükür.

3. Şöhreti, Etkilendiği ve Etkilediği Âşıklar
a. Etkilendiği Aşıklar


Türk halk şairlerinin söylediği şiirler, aitliği bakımından iki cephelidir; kendisine ait şiirler, usta malı şiirler.

Âşıklar usta malı şiirleri söylerken, daha çok çevresinde iz bırakmış aşıkların veya ustasının ya da kendisinden önce yaşamış meşhur halk şairlerinin deyişlerini söylemeye dikkat eder. Öyle an gelir ki, gençliğinden beri usta malı söyleyen şair, zihnine yer eden sözleri ve kafiyeleri kendi şiirlerinde de kullanmaya başlar. Konusu, sözleri ve kafiyeleri aynı olan bu şiirlerin zamanla karmaşıklığa yol açtığı olur.

Ruhsatî’nin şiirleri incelendiğinde en çok Karacaoğlan’ın etkisinde kaldığı görülür. Bilhassa beşeri aşk konulu deyişlerinde, bu etki daha fazladır.

XVII. yüzyılın güçlü temsilcilerinden Âşık Ömer ve Gevherî’nin de Ruhsatî’de etkisi görülür. Bilhassa “divan”larında Âşık Ömer’in etkisi daha belirgindir. Ayrıca Ruhsatî, Pir Sultan Abdal, Kul Himmet Üstadım Dadaloğlu gibi âşıklarla, çağdışı âşıklardan Dertli ve Seyranî’nin de etkisinde kalmıştır.

b. Etkilediği Âşıklar

Ruhsatî, ömrünün çoğunu Deliktaş’ta geçirmiştir. Gerek kişiliği, gerekse kuvvetli deyişleriyle çevresinde sevilmiş ve sayılmıştır. Sağlığında bizzat, öldükten sonra da şiirleriyle pek çok âşığa ustalık yapmıştır.

Ruhsatî’den etkilenen âşıkların başında oğlu Minhacî gelir. Öyleki halk, çoğu zaman ikisinin şiirini birbirine karıştırır olmuştur. Her ikisinin şiiri de dil, üslup ve konu bakımından oldukça benzerlik gösterir. Ancak Minhacî’nin şiirlerinde daha yanık ve daha içli bir eda hâkimdir.
Minhacî’den başka Meslekî, Zakirî (Noksanî), Emsalî ve Tabibî gibi âşıklar da Ruhsatî’den etkilenmişlerdir. Ayrıca Bekir Kılıç, Ehramî, Gafilî, Hamza, Hitabî, İsmetî, Kelamî, Kenanî, Memiş Eroğlu, Muzaffer, Nedimî ve Zakir gibi günümüz şairlerinin âşık olmalarında Ruhsatî’nin şiirlerinin etkisi olmuştur. Bu etkilenmede asıl sebep, onların Ruhsatî’yi usta kabul etmeleridir. Sözünü ettiğimiz âşıklar, pek çok şiirlerinde Ruhsatî’nin işlediği konuları işlemişler, aynı kafiyeyi kullanmışlardır.

Ruhsati, Sivas civarında avam tabakasının çok sevdiği bir kişidir. Öyleki halk, kendisini veli olarak bilmektedir. Sağlığında insanlardan ilgi göremeyen ve mutsuz bir ömür sürdüren Ruhsatî;

Sağlığımda beni teperler
Ölünce mezarım öperler

demiş ve öldükten sonra kıymetinin anlaşılacağını hissetmiştir. Bugün mezarı kutsal bir yer olarak bilinmekte olup, halk toprağını bazı hastalıklarda kullanmaktadır.

c. Ruhsatî Kolu

Toplumun birçok kesiminde gördüğümüz çırak yetiştirme geleneği, Aşık Edebiyatında, aşıklığın yaşatılmasında da önemli bir yer tutar. Usta aşık, saza-söze kabiliyeti olan bir genci yanında gezdirmek suretiyle, zamanla onun aşık olmasını sağlar; günü gelince mahlasını verir. Çırak da zamanı gelince ustasının izniyle şiirlerini çalıp söylemeye başlar. Ustasının ölümünden sonra meclislerde, sohbetlerde onun şiiriyle söze başlar, adını yaşatır izinden gider.

Aşık Edebiyatında çıraklık geleneği çerçevesinde birbiri ardınca yetişen âşıklar, odak hüviyetindeki âşıkta hakim olan üslup, dil ve konularına bağlı kalır. Zamanla bu gelenek zinciri içinde bir âşık kolu ortaya çıkar. Edebiyatımızda bu şekilde vücut bulmuş Erzurumlu Emrah, Ruhsatî, Dertli, Deli Derviş Feryadî, Sümmanî, Derviş Muhammed, Huzurî ve Şenlik Kolları gibi sekiz kol vardır. Bu kollar içinde Ruhsatî kolu, Şenlik kolundan sonra en kuvvetli âşık koludur.

C. ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

1
Âşık-ı didar
Allah Allah de
Dağıtsın keder
Allah Allah de

Olasın makbul
Sıdk ile kul ol
Şakı bülbül ol
Allah Allah de

Pahıllık etme
Kem yola gitme
Hergiz unutma
Allah Allah de

Eyleme teftiş
Aşkından yan piş
Kapısına düş
Allah Allah de

Artır virdini
Terk et yurdunu
Söyle derdini
Allah Allah de

Dağ ile taşta
Kuruda yaşta
Çağır her işte
Allah Allah de

Olma utanık
Olasın tanık
Uyu uyanık
Allah Allah de

Zikret RUHSATî
Artır firkati
Bulun cenneti
Allah Allah de


2
Yedi kat yer gök âlem kuruldu bismillah ile
Cümle eşyaya destur verildi Bismillah ile
Besmelenin (Be) sinin noktasıyım dedi Ali
Putperest Lat ü Uzza kırıldı Bismillah ile

Yaz deyi emretti kalem yazdı Bismillah’ı pes
(Mim) harfinden hem Muhammed Mustafa’dan geldi ses
Şakkoldu kalem yarıldı almadı hiç bir nefes
Baştanbaşa bu cihan nur oldu Bismillah ile

Cennet’te dört ırmak akar dört müminin özünden
Besmeleyle devam eden nuş ederler özünden
Melekler raksa gelirler besmele avazından
Sekiz Cennet’te zeyn olup doldu Bismillah ile

Besmeleyle niyyet eyle evvelinden her işin
Evvel ahır hayra döner kalmasın hiç teşvişin
Selâmetle necat bulur darda kaldıysa başın
İsmail taş vurdu şeytan kör oldu Bismillah’la

Bihamdillah
yerin aldı nere atsam her taşım
Ne tarika yettiğimi fark edemez sırdaşım
Besmeleyle devam ede ede gözüm kardaşım
RUHSATî’ye bu âşıklık verildi Bismillah ile


3
On birinde bir güzele hizmetim
Yeni açmış has bahçede gül gibi
On ikide henüz gelmiş baharı
Akar gider boz bulanık sel gibi

On üçünde ebru zülfü top durur
Aklı fikri temelinden kopturur
On dördünde yanağından öptürür
Dili şeker dudakları bal gibi

On beşinde çilesini doldurur
On altıda kendisini bildirir
On yedide maşukunu öldürür
Göz ucuyla bakar gider yel gibi

On sekizde gördüğünü şaşırmaz
On dokuzda döktüğünü döşürmez
Yiğirmide aklın derer taşırmaz
Sahip olur her yanına mal gibi

Yirmi beşte döner yüceden gider
Otuzunda dört etrafın denk eder
Otuz beşte yavaş yavaş kan gider
Kırk yaşında geçmez olur pul gibi

Kırk beşinde kızıl düşer gülüne
Ellisinde yokuş gelir yoluna
Elli beşte bak dünyanın haline
Tozar gayri sermayesiz kül gibi

Altmışında duvarlara yan gelir
Altmış beşte gözlerinden kan gelir
Yetmişinde umut etme can gelir
Tekne taşır teneşirde sal gibi

Yetmiş beşte söyler söyler usanmaz
Sekseninde her ne etse utanmaz
Seksen beşte yatar gayri uyanmaz
Ne söylersen haber vermez lal gibi

Doksanında hazır eyle bezini
Doksan beşte kimse çekmez nazını
Yüz yaşında teslim eder özünü 1
Ey RUHSATî felek yine dul gibi



 

 

4
Ben arifim diye sürme meydana
Bir tenhada irfanına iyce bak
Âlem bu ya senden kâmil bulunur
Teraziyle dört yanına iyce bak

Bazı ahmak sözün bilmez tutulur
Nohut gibi her mancaya katılır
Kâmil meclisinde gevher satılır
Cilâ gelir imanıma iyce bek

Cahil meclisinde satma güheri
Ne bilsin kadrini beyni serseri
Bir münasip söz bul kapat defteri
Mukayyet ol lisanına iyce bak

Azıcık söylersen olursun rahat
Boş durma kalbinden getir salâvat
Ki sende var ise din ü diyanet
İstikamet erkânına iyce bak

Kimisi söylerken vurur kafana
Ne kisbine2 fayda ne de safana
Durma savuş sarılmadan yakana
Yüze güler düşmanına iyce bak

Kimi gıybet söyler kimisi yalan
Demez ki imanım oluyor talan
Hiç bulunmaz kendi aybını bilen
Sen adam ol noksanına iyce sak

Kimi bir iftira çıkarır yoktan
Ne nâstan utanır ne korkar Hak’tan
Kimisi kendini düşürür tahttan
Açık gezen şeytanına iyce bak

Kimi zarafetle işin bitirir
Kimi ferasetle dinin yitirir
Kimi yıkar ocağını batırır
Emmi dayı gümanına iyce bak

Kimsenin aybına sen olma nazır
Cümlenin Halik’ı her yerde hazır
Belki meclisinde bulunur Hızır
Kalp gözüyle dört yanına iyce bak

Eğerki bir zalim3 seni döverse
Sükût eyle sakalına söverse
Baktın ayağına bir taş değerse
Sabreyleyip isyanına iyce bak

Etme bir kimseye sakın intizar
Hakkını hak eder ol Perverdigâr
Eğer bir kimseyle edersen pazar
Arşınına4 mizanına iyce bak

Edepli ol edebini takın ha
Cahil meclisine olma yakın ha
Zamanenin nisasından sakın ha
Kan akıtır bühtanına iyce bak

Kurtarayım dersen eğer serini
Beş vakit namaza sarf et varını
Kardeşine bile deme sırrını
Kastederler öz canına iyce bak

İpeğini kara kıla katarlar
Güherini az parayla satarlar
Sonra seni pamuk gibi atarlar
Ey RUHSATî zamanına iyce bak

5
Daha senden gayrı âşık mı yoktur
Nedir bu telaşın ey deli gönül
Hele düşün devr-i Adem’den beri
Neler gelmiş geçmiş say deli gönül

Günde bir yol duman çöker serime
Elim ermez gidem kisb ü kârime
Kendi bildiğine doğrudur deme
Gel iki adama uy deli gönül

Şu yalan dünyadan ümidini üz
İnanmazsan bak kitaba yüz be yüz
Hanen mezaristan malın bir top bez
Daha doymadıysan doy deli gönül

Baktım iki kişi mezar eşiyor
Gam kasavet geldi boydan aşıyor
Çok yaşayan yüze kadar yaşıyor
Gel de bu rüyayı yoy deli gönül

Birgün bindirirler ölüm atına
Yarın iletirler Hakk’ın katına
Topraklar susamış adam etine
Hep ağzını açmış hey deli gönül

Mevlâ’m kanat vermiş uçamıyorsun
Bu nefsin elinden kaçamıyorsun
RUHSATÎ dünyadan geçemiyorsun
Topraklar başına vay deli gönül

6
Yine bahar geldi bülbül sesinden
Seda verip seslendin mi yaylalar
Çevre yanın lale sümbül bürümüş
Gelin olup süslendin mi yaylalar

Yedi veren dağlar nasıl düzenmiş
Sarıçiçek elvan elvan bezenmiş
Yoktan var eyleyen nasıl özenmiş
Boynun eğip dos(t)landın mı yaylalar

Gözyaşlarım sel olmuş da çağlıyor
Kömür gözlüm karaları bağlıyor
Bülbül gelmiş gül dalında ağlıyor
Deli idin uslandın mı yaylalar

Zülüfler perişan kâküller deste
Ah ne yapayım ki gönlüm şikeste
Daha benden gayri kalmadı yasta
Derdim çekip pos(t)landın mı yaylalar

Sefil sümbül boynun eğmiş bakıyor
Sarıçiçek amber olmuş kokuyor
Senin bu hasretin beni yakıyor
Al giyinip feslendin mi yaylalar

Gül açılmış koku katıyor yıldan
Okusam da anlamıyor bin dilden
Çekeyim derdini ne gelir elden
Eğip boynun dos(t)landın mı yaylalar

Ben de senin gibi ersem murada
Neyleyim ki elimde yok irade
RUHSATÎ’yim gam yüklerim kirada
Beni görüp yaslandın mı yaylalar

7
Zenginin züğürdün vasfın edeyim
Züğürt nere varsa han da bulamaz
Zengine baklava börek çekilir
Züğürt arpa darı nan da bulamaz

Zenginin yoluna çıkarlar karşı
Aralıkta kalır züğürdün başı
Zenginler giyerler kutnu kumaşı
Züğürt bacağına don da bulamaz

Zenginin yoluna olurlar türap
Züğürt nere varsa her işi harap
Zenginler giyerler kundura çorap
Züğürt ayağına gön de bulamaz

Zenginin faytonu dağlardan aşar
Züğürt düz ovada yolundan şaşar
Zenginin helvası bal ile pişer
Züğürt herlesine un da bulamaz

Zenginin iki üç kat olur damı
Gece şule vermez züğürdün mumu
Kızılırmak gibi zenginin demi
Züğürt damarında kan da bulamaz

Zengin nere varsa ırahat olur
Züğürdün her işi kabahat olu
Zenginin kefeni dokuz kat olur
Züğürt kefenine yen de bulamaz

RUHSAT bu güftarı yazar bitirir
Züğürdün vasfını yazar bitirir
Zengin zemheri de terler oturur
Züğürt ağustosta gün de bulamaz



1 özünü / sözünü A, G
2 kisbine / kârına ABD
3 Eğerki bir zalim / Eğer bir kimse ki ABD
4 Arşınına / Teraziyle ABD
 

Yrd. Doç. Dr. Doğan Kaya

Ruhsati Şiirleri


“......” Kurmaya Yağni Ne Oldun

“......” Kurmaya yağni ne oldun
Sanki başımıza bela mı geldin
Kafir geçen sene gaziden çaldın
Getir o gazimin parası hani

Dağ başında gezdin o yayla mıydı
Mecnunun durağı Leyla mı idi
İsa'nın külahı böyle mi idi
Yu bunun okkası darası hani

Sanmam bu sözlerim gitti gücüne
Seyreyledim ince elden sacına
Ta bıldırdan beri söğdüm bacına
Getir ...... ....... kirası hani

Kuçaklaya domuzluğa sokarsın
Kara kara vücudunu yakarsın
Son encamı nasıl olur bakarsın
Ruhsat bu kafirin yarası hani...>>


«Divriği» siteminden tezviç etsem

«Divriği» siteminden tezevvüç etsem
Siyah gözlerini süzegen olur.
«Darende» ye doğru yönelüp gitsem
Kızlar hane hane gereğen olur.

Bir defa evlendim gönül pek özler
Öylesi güzeli göresi gözler
«Kerven» de bulunur edalı kızlar
Arkan sıra dudak büzeğen olur.

Her güzele artık inanmıyorum.
Gaflet uykusundan uyanmıyorum
«Sivas» a eyice güvenmiyorum
Korkarım ömrümü üzeğen olur.

Olursa bizlere olmalı köylü
On sekiz örgülü kaşları yaylı
«Hafik» ten getirsem bir suna boylu
Geri kaçırırım bezeğen olur.

Arayup bir güzel bulamıyorum
Başıma bir çaput dolamıyorum
«Alacahan» «Kangal» bilemiyorum
Saklamaz sırrını sezeğen olur.

Bu sözlerim altun küpe bellidir
Çerkezin kızları ince bellidir
Nezaket cilveli tutu dillidir.
Altuna gümüşe çözeğen olur.

Nefsî emmareyi baştan atmalı
Bu dünyayı şu ukbaya satmalı
Gerek eyi gerek kötü netmeli?
Cümlesinden Ruhsat bezeğen olur....>>


Açlığı seversen sana üç oruç

Açlığı seversen sana üç oruç
Yarım lira borcum vardır ver Allah
Namerd kapısına eyleme muhtaç
Kerem eyle şu işimi gör Allah

Bir vakit kulunu koymazsın darda
Bir anda keşfolur yetmiş bin perde
Sen varken ahvalim demem bir ferde
Yok değil ya hazinende var Allah

Sana layık rahmetine garg etmek
Bizlere de lazım oldu fark etmek
Görünmezden sebebini halk etmek
Yok şerikin haşa sensin bir Allah

Sürekci zalimdir bilmez amanı
Fark ettim liradır dini imanı
Anladım soyacak sako tumanı
Dardan kurtaracak bir Allah

Sırrı hikmetini kıldım temaşa
Birliğini inkar etmeyiz haşa
Kafir de yalvarsa boş salman boşa
Ruhsat da bir kemter derbeder Allah...>>


Ağyarın ettiği işi duydun mu?

Ağyarın ettiği işi duydun mu?
Düşman etti bize kızı kaç gündür.
Rakipten engelden dokunmuş bir söz
Düştü yüreğime sızı kaç gündür.

Gine hekim gelmiş dermana muhtaç
Can telef ediyor kurbana muhtaç
Artık geri dönmez fermana muhtaç
Karıştı araya muzu kaç gündür.

Ruhsati köylerde dolaştım gezdim
Nice güzellerin methini yazdım
Gayri bu sevdanın ipini çözdüm
Astım bir köşeye sazı kaç gündür....>>


Ah bi vefa dünya senin elinden

Ah bi vefa dünya senin elinden
Peygamberi âhır zamanı nettin?
Güvenilmez düzenine dengine
Ebubekir Ömer Osman'ı nettin?.

İntikamın aldı nice kâfirden
Elinde Zülfikar zağlanır nurdan
Arıttı Kâbeyi puttan küfürden
Aliyül'hayderi Aslanı nettin?

Pederi sadırda kölesi Kamber
Nurdan halkolmuş kokusu amber
Hafidi Muhammed Seyyidi server
İmam Hasan ile Hüseyni nettin?

Ken'an illerinden gitti Mısır'a
Arzeder hüsnünü Bağdat Basıra
Güneş hicabından inmezdi yere
Zeliha Yusufu Ken'anı nettin?

Hakkın emrettiği yere giderdi
Valideyne canın feda ederdi
Bin deveyi bir akçaya güderdi
Veyselkara gibi çobanı nettin.

Böyle bir hodgâmsın süren savuran
Dağı dağ üstüne vurun devirin
Ey Ruhsati daha Fatma çağırın
Ölüyorsun hani imanı nettin?...>>


Ahtı bütün ikrarında ber karar

Ahtı bütün ikrarında ber karar
Söz verüp durmayan yâri neyleyim
Rast gelsem tenhada bana belgüzar
Bir buse virmeyen yâri neyleyim.

Al yanakta elvan elvan gül açup
Top top olmuş zülüflerden tel açup
Tenhalarda kavuştukça kol açup
Sarılup sarmayan yâri neyleyim.

İki gerdan kırup belin bükerek
İnce bele Acem şalı çekerek
Kâkülleri sağa sola dökerek.
Zülfünü bozmayan yâri neyleyim.

Ruhsatî'yim her eksiğin boynuma
Olur olmaz söz kâretmez beynime
Söylemeden soyunup ta koynuma
Sessizce girmeyen yâri neyleyim....>>


Aklın başına yar ise

Aklın başına yar ise
Öl şehirde kal şehirde
Darıl bana zarar ise
Öl şehirde kal şehirde

Dağ başında nemiz olur
Azığımız camız olur
Ölün dirin domuz olur
Öl şehirde kal şehirde

Günah ağacını salla
Malın Hak yoluna yolla
Biraz müslümanlık belle
Öl şehirde kal şehirde

Bahçelerde olur söğüt
Var kendi gıdanı üğüt
Ruhsati den sana öğüt:
Öl şehirde kal şehirde...>>


Allahı seversen gel doğru söyle

Allahı seversen gel doğru söyle
Bu yeşili alı kime düzüyon.
Tavuskuşu gibi her yerin uygun
Bu zülüfü teli kime düzüyon.

Gönlünden kim geçer kime âşıksın?
Sırrına sır yetmez çok dolaşıksın
Karanlık gecede sen bir ışıksın
Bu cemâl gülünü kime düzüyon?

Bu hilâl kaşları kara gözleri
Bu şirin dilleri böyle nazları
Böyle dertli dertli güzel sözleri
Bülbül gibi dili kime düzüyon.

Böyle Ruhsat alup ruhsat virmeyi
Böyle erkân ile ava girmeyi
Böyle kâhkül kesüp zülüf burmayı
İnce bele şalı kime düzüyon?...>>


Aman Allah yerin göğün sahibi

Aman Allah; yerin göğün sahibi
Halkeden sen bütün cihan senindir.
Kün demekle var eyledin âlemi
Hâlimiz hep sana ayan, senindir.

Kimisine verdin sarı altını
Ömründe düşünmez yerin altını
Kimi de bulamaz kekik otunu
Aç susuz kırılan hayvan senindir.

Kimine giydirdin efhar donları
Kimisinin üryan geçer günleri
Kimisinin arşa çıkar ünleri
Ahü feryad bunca insan senindir.

Kimine yedirdin kuzu büryanı
Kuş tüyü döşekte incinir canı
Kimi de bulamaz arpadan nânı
Dilsiz, sağır, köle, çoban senindir.

Kimisine verdin aşkı firkati
Kimisine verdin derdi mihneti
Hiç birisin istemiyor Ruhsati
Verirsen bir zerre iyman senindir....>>


Aman felek aman aklım yitirdim

Aman felek aman aklım yitirdim
Dört körpe kuzuya can dayanır mı?
Okşayı okşayı evlat yetirdim
Temelsiz dünyaya güvenilir mi?

Aman Allah böyle kalem çalınmaz
Lokman hekim gelse çare bulunmaz
Evlatsız dünyada murat alınmaz
Böylesi «duş» tan ah uyanılır mı?

Daha susuz yerde söğüt mü biter
Ateşim yanmadan tütünüm tüter
Gül yüzlü kuzular toprakta yatar
Kanlı yaş dökmekten usanılır mı?

Biri dokuzunda dişin doldurdu
Biri altısında gülün soldurdu
Biri üç yaşında kendin bildirdi
Bu çağda fidanlar budanılır mı?

Meleyi meleyi gitti kuzular
Her gittikçe ciğerciğim sızılar
Durmana gelmesin böyle yazılar
Söz ile dört evlat kazanılır mı?

İkizlerim erişmeden yaşına
Azrail geldi düştü peşine
Üçü birden musallanın taşına
Bir günde konunca dayanılır mı?

Ruhsat! güllere acıdı billah
Feleğin elinden eleman Allah!
Mevladan gelene (Elhükmülillah)
Azrail elinden can alınır mı?...>>


Aman seher yeli car sende kaldı

Aman seher yeli car sende kaldı
Mihri keklik sekişinden bir haber
Gine bahar geldi bulandı gönül
Göğsü elvan nakışlıdan bir haber

Başı selâmet mi yoksa hasta mı
Zülüfleri perişan mı yoksa süste mi
O da benim gibi kara yasta mı
Kaşı çatma çatışlıdan bir haber

Yaşı vardı yiğirmiye dayandı
Şimdi gaflet uykusundan uyandı
Seher vakti misk ü anber boyandı
Güller gibi kokuşludan bir haber

Eli gönder hayran oldum yüzüne
Muhabbet tuzağı kurdum izine
Rağbet itmez (Ruhsati) nin sözüne
Süzgün süzgün bakışlıdan bir haber...>>


Amanın Yusuf Kenan Kesilmiş

Amanın Yusuf Kenan kesilmiş
Cana kıyar peri peyker gelişi
Cemalin nuru tutmuş cihanı
Selamına durun hünkar gelişi

Görünce aklımı eyledi berbat
Aman Allah deyu ben kıldım feryat
Kaşları zülfikar gözleri cellat
Kan dökücü şahı serdar gelişi

Nasıl yanmayalım böyle sunaya
Akl olmayan Ruhsati'yi kınaya
İnşallah yolu bizim haneye
Dili bal dudağı şeker gelişi...>>


Ananın karnından inmeden yere

Ananın karnından inmeden yere
Dokuz ay yaslandım kanda misafir
Geldimse ben de geri giderim
Bir ulû bezirgan handa misafir.

Münafığın ahretini yıkarlar
Müminin de tarikine bakarlar
Bir gün olur canını da çekerler
Cesedin içinde can da misafir.

Melekler dirildiler geldiler
Yönü kıble sağ tarafa durdular
Hicap perdesini benden aldılar
Havanın yüzünde gün de misafir.

Yalvar Ruhsat yalvar subhana yalvar
Yalan dünya dirler bin türlü hâl var.
Hazır ol vaktına cihanı server
Bir gün ümmetlerin sende misafir....>>


Arkamdan Gülen Güzeller

Arkamdan gülen güzeller
Bilmem ki izim mi eğri
Ne didim ki ne güldünüz
Dilimde sözüm mü eğri

Yollarıma çıkarsınız
Ateşlere yakarsınız
Doya doya bakarsınız
Kolum ya dizim mi eğri

Birinizin adı Cennet
Kul olmakta cana minnet
Güzel bakması sünnet
Gözüm kör ağzım mı eğri

Ruhsati'nin yandı canı
Asumana çıktı ödü
Huri olsan yemem seni
Bak bir kerre özüm mü eğri...>>


Arzulayıp yaylayı etme acele

Arzulayıp yaylayı etme acele
Oğrarsın baharın kışına turnam.
Ber murat olursun gidersen hele
Sür yüzün kâbenin taşına turnam.

Ağaçlar bozarmış yaprağı dökmüş
Seller sökün etmiş bendini sökmüş
Bulutlar ser çekmiş semayı tutmuş
Baksana gözünün yaşına turnam.

Kimsenin hâlinden kimse bilmiyor
Dünya harab oldu yüzü gülmüyor
Devir döndü alış veriş olmuyor
Cümlenin havası başına turnam.

Şaşırmışım haftasını ayını
İçemedim şarabım meyini
Ruhsat arzulamış dostun köyünü
Baksana gözünün yaşına turnam....>>


Âşık olan er meydanında seker

Âşık olan er meydanında seker
Nev baharda reçber tohumun eker
Bazı tilki var ki arslanı s...r
Var da ardı sıra bas kara bahtım.

Coştu deli gönül kaynadı coştu
Rakip olan bize bin kuyu eşti
Bir kaç dane şair önüme düştü
Âşıklık böyle mi pis kara bahtım.

Elde sermayesi yoktur tükenmiş
Çalgısı eldedir şişmiş dözenmiş
Ruhsat anlaşıldı ottan usanmış
Diyor ki istiyor kes kara bahtım....>>


Aşıkı didar

Aşıkı didar
Allah Allah de!
Dağıtsın keder
Allah Allah de!

Olasın makbul
Sıdkile kul ol
Şakı bülbül ol
Allah Allah de!

Pahıllık etme
Kem yola gitme
Her kiz unutma
Allah Allah de!

Eyleme teftiş
Aşkından yan piş
Kapusuna düş
Allah Allah de!

Artır virdini
Terket yurdunu
Söyle derdini
Allah Allah de!

Dağ ile taşta
Kuruda yaşta
Çağır her işte
Allah Allah de!

Olma utanık
Olasın tanık
Uyu uyanık
Allah Allah de!

Zikret Ruhsati
Artır firkati
Bulun cenneti
Allah Allah de!...>>


Âşıklar büyüğü yazıcı oğlan

Âşıklar büyüğü yazıcı oğlan
Ben senin dâvana bakarım diyor.
Ferhat külüngünü çekmiş yürümüş
Sebebin evini yıkanm diyor.

Kerem Aslı için çok konmuş göçmüş
Derdi Yok sırrını her yerde açmıs.
Fuzulî bu yolda kendinden geçmiş.
Huzuru divana çıkarım diyor.

Ruhsat'ım bulmadım kıymet bileni
Çok sözüm var geri kalsın kalanı
Mihri mezarında sebep olanı
Koyup ateşlere yakarım diyor....>>


Aşk ile pervane dönmek

Aşk ile pervane dönmek
Ne güzeldir ne güzeldir.
Düşüp şem oduna yanmak
Ne güzeldir ne güzeldir.

Atanın öğüdün tutmak
Masivayı hep unutmak
Sabahtan camiye gitmek
Ne güzeldir ne güzeldir.

Kâmil olana erişmek
Şeriat bahsi görüşmek.
Küsülü isen barışmak
Ne güzeldir ne güzeldir.

Komşunun işin bitirmek
Bazı eksiğin yetirmek
Daim selevat getirmek
Ne güzeldir ne güzeldir.

Müsafire öyün vermek
Rızaullah tayin vermek
Şeriate boyun eğmek
Ne güzeldir ne güzeldir.

Rençber olup ekin ekmek
Müsafire nimet dökmek
Derviş olup zikir çekmek
Ne güzeldir ne güzeldir.

Nefsine daim cebretmek
Helâl doğru yola gitmek
Haktan gelene sabretmek
Ne güzeldir ne güzeldir.

Hayrını şerrinden seçmek
Helâl yemek helâl içmek
Haramdan küfürden kaçmak
Ne güzeldir ne güzeldir.

Ölmede ol ehli kubur
Kalmasın gıllu gış kibir
Her belâya kılmak sabır
Ne güzeldir ne güzeldir.

Ruhsat almak ruhsat vermek
Ruhsat'la cennete girmek
Hakkın didarını görmek
Ne güzeldir ne güzeldir....>>


Ayrıldım kabeden ağlamayım mı?

Ayrıldım kabeden ağlamayım mı?
Bir daha döner mi yollarım yare?
Yas çeküp karalar bağlamayım mı?
Ayan olur mu hallerim yare?

Rüyada zemzemle yudum yüzümü
Hacerülesvete diktim gözümü
Mevlam kabul etti her niyazımı
Kaldırdım ellerim ağladım yare

Arzulayup geldin can feda olsun
Altun oluk sana elveda olsun
Hayaline bile kan feda olsun
Durmasın çağlasın sellerim yare

Medine'ye geldik erdik murada
Kalmadı elimden gitti irade
Nice velileri bulduk orada
Gine bülbül oldu dillerim yare

Nasıl ayrılmalı? elaman Hüda!
Şamdanlara bu gün dikildi çırağ
Yüz bin hüccac ile ittik elveda!
Ruhsat'ım yadolsun mallarım yare...>>


Ayrılık şerbeti tatlı mı sandın

Ayrılık şerbeti tatlı mı sandın
Ne tez tebdil olmuş çemenin ıdağlar.
Bu güzellik geçer sana da kalmaz
Daha neye bağlı kemanın dağlar.

Nice güzellerden alırsın bacı
Al yeşil renklerden geyersin tacı
Yârdan ayrılması zehirden acı
Anınçün gitmiyor dumanın dağlar.

Gece gündüz yalvarırım suphana
Bir dem vuslet bulamadım sunama
Daha simden geru beni kınama
Semaya erişmiş figanın dağlar.

Ruhsat gibi karaları bağlarsın
Aşkın ateşiyle sinen dağlarsın
Benim ahvalime sen de ağlarsın
Var ise zerrece imanın dağlar....>>


Azdı yaralarım hekim bulunmaz

Azdı yaralarım hekim bulunmaz
Bu derde düşen ben oldum ağlarım
Korkarım ki hasret kaldım Sunama
Doğduğuma pişman oldum ağlarım.

Arı varmış her çiçekten bal almış
Nazlı yârin kâhkülünü yel almış
Dediler ki sevdiğini el almış
Dertlilere baş ben oldum ağlarım.

Ne yapayım böyle imiş kaderim
Gün güne artıyor derdim kederim
Ben bilirim şeyh Ahmettir pederim
Ruhsatiye eş ben oldum ağlarım....>>


Bahtıma bir remil attım

Bahtıma bir remil attım
Baktım ki hep sıfır sıfır.
Sevdiğim o kızı gördüm
Dönüyor kıfır kıfır.

Şekerdir dudakları
Emdirsin bana bâri
Güldükçe yanakları
Oluyor çukur çukur.

Sevda aştı başımızdan
Vaz geldik te işimizden
Bak göründü karşımızdan
Yâr geliyor tıkır tıkır.

Söz kâr etmez mi beynine
Günahımız el boynuna
Ruhsati'yi al koynuna
Gülüşelim fıkır fıkır....>>


Bakmaz mısın garip bülbül

Bakmaz mısın garip bülbül
Feryat ider sahralarda
Ötüşünden bilen bilir
Neler söyler sahralarda

İndirüp secdeye başı
Çalsın bağrına taşı
Aşıklar akıdır yaşı
Ah iderler sahralarda

Ahretine yakup fener
Nefsini öldürmek hüner
Çarhı felek gibi döner
Aylar günler sahralarda

Ne yatarsın behey beşer!
Şimdi güneş yere düşer!
Allah Allah deyu coşar
Çağlayanlar sahralarda

Var kendi aybım gör ki
Yüzünü yerlere sür ki
Ruhsati uyanık dur ki
Nuş eylerler sahralarda...>>


Başı elvan elvan biricik gelin

Başı elvan elvan biricik gelin
Var bana nisbetle gez suna gelin
Ben emmek dilersem turunç memenden
Göğsün düğmelerin çöz suna gelin

Gâh karalı geydin gâhi de allı
Yüzüne bakanlar der mahcup allı
Sağ yanında yeşil turna civalı
Sol yanında öter kaz suna gelin

Yüce dağ başında döğerler harman
Sevdana düşeli kalmadı derman
Kirpik ok kalem kaş katlime ferman
Kınayı ellere yaz tuna gelin

Ruhsatî der ki nâra yanmayım
Düşmanlar sözüne ben inanmayım
Barim var deyu ben umutlanmayım
Sözün kes umudum öz suna gelin

Ruhsati Şiirleri


Bedeni akıldan kıldın feramuş

Bedeni akıldan kıldın feramuş
Sevdiğim tükenmez derde düşesin.
Bürüsün yolların dum ile kış
Kıymetin bilmedik Kürd'e düşesin.

Dökesin kan yaşı edüp ahûzâr
Yastık yoldaşınla olma ihtiyar
Ellerin koynunda gezip derbeder
Derdin üçü geçip dörde düşesin.

Bu günlerde mezarını kazsınlar
Umarım ki elvanını bozsunlar
Kara kara destanını yazsınlar
Kadrini bilmeyen kurda düşesin.

Ey âşık gel nazar eyle pendime
Bâlâdaki sözlerimden gücenme
Ruhsatî'yim bütün sözüm kendime
Kabristan gibi bir yurda düşesin....>>


Belâ babından nasibim

Belâ babından nasibim
Bal eyledim sabreyledim.
Otuz yıl el kapısında
Kul eyledim sabreyledim.

Zehir mihnet için saldım
Çekeceğim iyi bildim
Peder maderimi aldım
Lâl eyledim sabreyledim.

Tufanlar esti başımda
Halâvet yoktur aşımda
Şu yirmi sekiz yaşımda
Dul eyledim sabreyledim.

Aşkın zincirin kırdın
Yusuf gibi dara soktun
Kerem gibi nâra yaktın
Kül eyledin sabreyledim.

Ne devlet verdin ne de mal
Ne ziynet verdin ne de al
Tekrar gösterdin bir cemal
Deleyledin sabreyledim.

Sevda verdin mecaz deyu
Mecaziden gel vaz deyu
Didem yaşın hicaz deyu
Sel eyledin sabreyledim.

Uzak eyledin dostumu
Ateşe yaktın üstümü
Bilmeden soydun postumu
Şal eyledin sabreyledim.

Tanıtmadın haddimi
Pul ettin altın adımı
Gük ettin elif kaddimi
Dal eyledin sabreyledîm.

Say edüp belimi büktün
Gözümün güherin döktün
Nice bin haddeden çektin.
Tel eyledin sabreyledim.

Kendimi sanırdım dostun
Teaccüp ki bana küstün
Nâstan itibarım kestin
Çul eyledin sabreyledim.

Ruhsat seni sever candan
Ne candan derunu dilden
Bari ayırma imandan
Yol eyledin sabreyledim....>>


Belli oldu gittiğin benim efendim

Belli oldu gittiğin benim efendim
İndelhan olanlar seni arıyor.
Yıkıldı bir yanı koca Sivas'ın
Dervişan olanlar seni arıyor.

Bozuldu elvanı yuca binanın
Gamı arttı içindeki çobanın
Kesildi kısmeti hane viranın
Cennette gılmanlar seni arıyor.

Yükledi göçünü can Mehmet Ali
Bir zaman dillerde söylensin hâli
Mahir bey kızının kırıldı kolu
Akıttı al kanlar seni arıyor.

Gayri şahin uçtu, dalda yar kaldı
Vefasız dünyanın ömrü az kaldı
Bağlar çiçek açmış güllü yâr geldi
Bağçavan olanlar seni arıyor.

Ne muhalif değdi feleğin taşı
Yaktı nâsı ayrılığın ateşi
Gine eşkıyalar kaldırdı hası
Bezirgan olanlar seni arıyor.

Hani senin gibi ellerde rehper.
Senden ziya umar günler giceler
Çarşıda esnaf köylerde rençber
Dağlarda çobanlar seni arıyor.

Olanca muradın mahşere kaldı
Felek bu belayı bizlere saldı.
Âşık Ruhsatî de meddahın oldu
Nice pehlivanlar seni arıyor....>>


Ben Arifim Diye Sürme Meydana

Ben arifim diye sürme meydana
Bir tenhada irfanına iyice bak
Alem bu ya senden kamil bulunur
Terazile dört yanına iyce bak

Bazı ahmak sözün bilmez tutulur
Nohut gibi her mancaya katılır
Kamil meclisinde gevher satılır
Cila gelir iymanına iyce bak

Cahil meclisinde satma güheri
Ne bilsin kadrini beyni serseri
Bir münasip söz bul kapat defteri
Mukayyet ol lisanına iyce bak

Azıcık söylersen olursun rahat
Boş durma kalbinden getir selavat
Ki sende var ise diyni diyanet
İstikamet erkanına iyce bak

Kimisi söylerken vurur kafana
Ne kisbine fayda ne de safana
Durma savuş sarılmadan yakana
Yüze güler düşmanına iyce bak

Kimi gaybet söyler kimisi yalan
Demez ki iymanımı alıyor talan
Hiç bulunmaz kendi aybını bilen
Sen adam ol noksanına iyce bak

Kimi bir iftira çıkarır yoktan
Ne nastan utanır ne korkar Haktan
Kimisi kendini düşürür tahttan
Açık gezen şeytanına iyice bak

Kimi zerafetle dinin bitirir
Kimi ferasetle işin bitirir
Kimi yıkar ocağını batırır
Emmi dayı gümanına iyce bak

Kimsenin aybında sen olma nazır
Cümlenin haliki her yerde hazır
Bilgi meclisinde bulunur Hızır
Kalb gözüyle dört yanına iyce bak

Eğer bir zalim seni döverse
Sükut eyle sakalına söverse
Baktın ayağına bir taş değerse
Sabreyleyip isyanına iyce bak

Etme bir kimseye intizar
Hakkını hak eden ol perverdigar
Eğer bir kimseyle edersen pazar
Arşınına mizanına iyce bak

Edepli ol edebini takın ha
Cahil meclisine olma yakın ha
Zamanenin insanından sakın ha
Kan akıtır bühtanına iyce bak

Kurtarayım dersen eğer serini
Beş vakit namaza sarfet varını
Kardeşine bile deme sırrını
Kasteder ha öz canına iyce bak

İpeğini kara kıla katarlar
Güherini az paraya satarlar
Sonra seni bohça gibi atarlar
Ey Ruhsati dostlarına iyce bak...>>


Ben aşıtım deyu âh etme gönül

Ben aşıtım

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder
0 yorum yazilmistir
« Önceki - Sonraki »