Alevilik Nedir

Alevilik Nedir

Alevi Bektaşi İnancı Hakkında Yazılar

Nesimi Çimen

11/9/2008
Kategori: Ozanlarimiz

Nesimi Çimen

 

 

         
      Adana, Saimbeyli ilçesinde 1931 yılında doğdu, Daha sonra tüm ailesiyle Kayseri, Sarız ilçesine yerleşti. Kadirli ve Elbistan ilçelerinde uzun süre kaldıktan İstanbul'a taşındı. Küçük yaşlarında türkü derlemeleri yaptı. İstanbul'a naklinden sonra topladıkları bu folklor değerlerini radyo arşivlerine kazandırdı. Hatayi, pir Sultan Abdal ve diğer usta ozanların nefeslerini söyleyerek kendisini tanıttı. Nefeslerini, türkülerini bağlama ile değil, göğsünde taşıdığı ''Cura'' eşliğinde söylerdi. Cura çalmada ün kazanmıştı. Kendi yazdığı deyişlerini de okuyup söyleyen Nesimi Çimen, Yurt içinde ve dışında pek çok programlar yapan bir ozandı. Yaşamı 2.7.1993 günü Sivas'da, Madımak Oteli'nde yaşanan yangın olayında noktalandı.

Nesimi Çimen'den derlenen bazı türküler:
-Ayrılık hasreti kar etti cana
-Bin derdim var idi bin daha oldu
-Daha senden gayrı aşık mı yoktur
-Deli gönül yine ah-ü zar oldu
 ...

Dinle beni kulağın aç
Sev insanlığı sev gardaş
İnsan Kabe insan miraç
Sev insanlığı sev gardaş.

İnsanlar Hakk'ın mekanı
İnanmazsan aç Kuran'ı
Sakın hor görme insanı
Sev insanlığı sev gardaş

Meleklerin secdegahı
Orda gördüler insanı
Bırak kusuru, günahı
Sev insanlığı sev gardaş

Nesimi der her yaşında
İnsan sevdası başında
Kötü huylunun dışında
Sev insanlığı sev gardaş

Dostluklar kurulsun insanlar gülsün
Barış güvercini uçsun Dünya da
Yok olsun kötülük düşmanlık ölsün
Barış güvercini uçsun Dünya da
Dostluklar kurulsun insanlar gülsün
Son bulsun savaşlar kimse ölmesin

Dünya cennet olsun yaşasın insan
Gelin barışalım dökülmesin kan
Son bulsun savaşlar kesilsin figan
Barış güvercini uçsun Dünya da
Dostluklar kurulsun insanlar gülsün
Son bulsun savaşlar kimse ölmesin

İnsancıl insanlar barıştan yana
Ancak zalim olan kıyar insana
Barış aşkı yayılmalı cihana
Barış güvercini uçsun Dünya da
Dostluklar kurulsun insanlar gülsün
Son bulsun savaşlar kimse ölmesin

Nesimi der ki ey füze yapanlar
Acımasız zalim cana kıyanlar
Bırak ey yaşasın bütün insanlar
Barış güvercini uçsun Dünya da
Dostluklar kurulsun insanlar gülsün
Son bulsun savaşlar kimse ölmesi

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Meçhuli

11/9/2008
Kategori: Ozanlarimiz

Meçhuli

 
    Bana ettiğini biliyor musun
    Sineme hançerin çaktın güzel dost
    Beni ağlattığın yetmez mi gayri
    Bu garip gönlümü yıktın güzel dost

             Bu kadar insafsız olur mu insan
             Ettiğin Hüseyn'e etmedi Mervan
             Hali hazır kendim hayatta iken
             İsmime Meçhuli taktın güzel dost


    Aşık Meçhuli bir konuşmasında yaşamını şöyle anlatır:

“1949 yılında Kahramanmaraş'ın Afşin ilçesine bağlı Kaşanlı köyünde doğdum. Babam Hasan Öztürk'ün dört yıl askerliği sırasında anam Elif, üç çocuğunu beslemek için elinde bulunan küçük bir araziyi satmak mecburiyetinde kalmış. Bu nedenle üç kardeş tamamen topraksız kaldık. O gün bugün; yoksullukla savaş halindeyiz. Yedi yaşımdan bu yana, olup bitenleri hatırlarım... Babam askerden döndükten sonra, halk arasında “ince hastalık” dedikleri vereme yakalanarak öldü. Anam ve üç kardaş, yaşamak için her işte çalışmak mecburiyetindeydik. İlk bahar gelince Maraş ovasına pamuk tarlalarını çapalamak için birlikte giderdik anamla.(...)

Anlattığım gibi, hayatım fakirlik ve perişanlık içinde geçti. Şimdi de durum aynı. Bu durum benim için yadırganmayan bir konu olmuştur. Alıştık yoksulluğa ama, şu anlatacağım olayı hiçbir zaman unutamam; hayatımda bana çok tesir etti çünkü:

1966 yılında askerliğe çağrıldım... Gitmeden önce, akrabalarımın birinden yüz lira borç para almıştım. Tam yola çıkacağım gün, gelip kapıya dayandı alacaklı. Tabii ki, verecek param yoktu.. Adam içeriye girdi ve çocuklar için hazırladığımız kışlık zahireyi toplayıp hepsini götürdü. O sene köyde kalan ailem ve iki çocuk dilenerek geçindiler...

Daha sonra yazdığım şiirler çevrede beğenilerek okunuyordu. 1968 yılında İsmail İpek tarafından “Meçhuli Sazıyla Yarine Der ki” adlı şiirim plak yapıldı. Bilahare aynı sanatçı tarafından öbür şiirlerim de plak yapılmaya devam etti. Bir ara Ankara Hastahanesi'nde işçi olarak çalıştım. Daha sonra İmar-İskan Bakanlığı'nın Afet işleri Genel Müdürlüğü'nde memur olarak bir sene çalıştıktan sonra, beni oradan da attılar. Beni böylece boş, avare gezmeye alıştırdılar.”

Meçhuli şiirlerinde aşk, gurbet, dostluk, yoksulluk, yalnızlık, adalet, halkçılık, bağımsızlık temaları üzerinde durur.

YAPITI
Diri Gezen Ölü (1973)

KAYNAKÇA
S. Serpil Savcıoğlu (Yeni Ortam gazetesi, 13.8.1973); Süleyman Yağız, Yürü Bre Hızır Paşa (1983).

Asım Bezirci
Türk Halk Şiiri II-1993
 

 

Eserlerinden bazıları:

Güzel Dost

Bana ettiğini biliyor musun
Sineme hançerin çaktın güzel dost
Beni ağlattığın yetmez mi gayri
Bu garip gönlümü yıktın güzel dost

Dertsiz iken beni verem eyledin
Derdini yarama merhem eyledin
Kendin Aslı beni Kerem eyledin
Aşkın ateşine yaktın güzel dost

Gönlümü kendine eyledin esir
Seni sevmek midir bir bana kusur
Zülfünün teline asılan Mansur
İnsafsızca dara çektin güzel dost

Sönmesin bu aşkım yansın dedikçe
Yana yana seni ansın dedikçe
Allahım kitabım sensin dedikçe
Çıkıp yücelere baktın güzel dost

Bu kadar insafsız olur mu insan
Ettiğin Hüseyn'e etmedi Mervan
Hali hazır kendim hayatta iken
İsmime Meçhuli taktın güzel dost


Dağ Başında

Etrafımda insanlar çok
Yalnızım dağ başında
Dertlerimi bilenim yok
Yalnızım dağ başında

Yüce dağlar aşman oldu
Hep sevenler pişman oldu
Eski dostlar düşman oldu
Yalnızım dağ başında

Gece gündüz hayalimde
O dost kaldı vebalimde
Kimseler bilmez halimde
Yalnızım dağ başında

Günbegün dert çoğalıyor
Gönlümü dosta bağlıyor
Meçhuli neden ağlıyor
Yalnızım dağ başında


Dert Yağmuru


Genç yaşta yağdı başıma
Dert yağmuru dert yağmuru
Kara bulut güneşime
Dert yağmuru dert yağmuru

Geceye kattı gündüzü
Yitirdim baharı yazı
Sanki okyanus denizi
Dert yağmuru dert yağmuru

Gizli yağdı bildirmedi
Meçhuli'yi güldürmedi
Boğdu suya öldürmedi
Dert yağmuru dert yağmuru

 

Bakasım Gelir

Dertlerim örülmüş bir çorap gibi
Söktükçe sevdiğim sökesim gelir
İçime işledi şu zalim gurbet
Gönül ah çektikçe çekesim gelir

Hayli hasret kaldım yarı özlerim
Yarın hasretiyle ağlar sızlarım
yar sana kem gözle bakan gözlerin
Dünyayı başına yıkasım gelir

Meçhuli yarına sazıyla der ki
Huri melek nesli şüphe mi var ki
Perilerin şahı sultanı sanki
Baktıkça yüzüne bakasım gelir


Yoksulluk

Bıktım artık senden yeter
Ah yoksulluk seni seni
Ah çektikçe ahım artar
Ah yoksulluk seni seni

Diyar diyar dolaştırdın
Köle edip çalıştırdın
Kötü söze eliştirdin
Ah yoksulluk seni seni

Şu sararmış güde benim
Sarpa düşen yolda benim
Neyim eksik elde benim
Ah yoksulluk seni seni

Berrak suyum bulandırdın
Devri daim dolandırdın
Kapı kapı dilendirdin
Ah yoksulluk seni seni

Yoksulların yüzü gülmez
Dilekleri kabul olmaz
Satarım ya kimse almaz
Ah yoksulluk seni seni

Beni namertlere muhtaç
Bir gün tokum kırk gün de aç
Hayatımı eyledin felç
Ah yoksulluk seni seni

Meçhuli'yem benim fakir
Fakirlere katık şükür
Fakirim görüldüm hakir
Ah yoksulluk seni seni
 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Muhlis Akarsu

11/9/2008
Kategori: Ozanlarimiz

Muhlis Akarsu

     
Yoruldum Yorgunum Fazla Gidemem
Neler Etti Kahır Beni Zulm Beni 
Kolay Değil Ben Bu Derdi Çekemem
Zalimin Elinde Koydu Hal Beni

        Akarsuyu Aşka Yaktı Yaradan 
        Ömür Bir Gün Gibi Geçti Aradan 
        İşte Geldim Gidiyorum Dünyadan 
        Oturmuş Bekliyor Kuru Sal Beni ...


   Bugün için köy-kasaba-kent üçgeninde sıkışmış, kimlik arayışında olan aşıklar sosyal, siyasal ve ticari oluşumlara karşı bir direniş içinde olamıyorlar. Çoğu köylü olan günümüz aşıklarının büyük bir bölümü kentlerde yaşıyor. Bu nedenle üretim tarzlarından, bunları tüketiş biçimlerine kadar hızlı bir değişim geçiriyorlar. Yakın geçmişten beri bu durumda olan aşıklardan Mahzuni Şerif, Nesimi Çimen, Davut Sulari, Muhlis Akarsu, Aşık Emrah bunlardan yanlızca birkaçıdır. 1960'lı yılların sonlarından itibaren daha geniş kitlelere seslenmek üzere çaba sarfeden aşıklar yoğun bir biçimde plak piyasasına girdiler. Söylediği deyişlerle ve yumuşak ses karakterleriyle hemen dikkat çeken bu aşıklardan biri Muhlis Akarsu'ydu...

   Muhlis Akarsu, 1948 yılında Sivas'ın Kangal ilçesi Minarekaya köyünde doğdu. Küçük yaşlardan itibaren katıldığı muhabbetlerde ve cemlerde Alevi-Bektaşi kültürünü öğrendi;saz çalıp türkü söylemeye başladı. Kısa zamanda sesinin güzelliği ile fark edildi. Gençlik yıllarında geldiği İstanbul'da Mahzuni Şerif'in, Davut Sulari'nin deyişleriyle tanıştı. İlk söylediği deyişlerde gerek saz çalış gerekse okuyuş itibarıyla Davut Sulari'nin etkisi görülür. Davut Sulari'nin kendine özgü bol hançere hareketlerini içeren tavrından uzun süre kurtulamayan Akarsu, kendi deyişlerinde de bu tavrı-kısa bir süre de olsa- denemiştir. Daha sonraları deyişlerinde ve deyiş söyleme tavrında Sulari'nin etkisinden kurtulduğu görülür. 1970'lerden itibaren dönemin etkili aşığı Mahzuni Şerif'in izleri belirir Akasu'da...Uzunca bir süre Mahzuni'nin deyişlerini çalar, okur. Bu arada Alevi-Bektaşi aşık geleneğinden de kopmaz. Pir Sultan, Kul Himmet gibi büyük ozanların birçok deyişini geleneksel kalıplardan çıkmadan seslendirir.

   1980'li yıllarda ise Akarsu, artık kendi kimliğini bulur. O güne kadar usta malı deyişlerle kendini gösteren Akarsu, 80'lerin başından itibaren deyişlerindeki anlatımı güçlü, bağlamasına hakim ve sesini deyiş tavrında kullanabilen bir sanatçı görünümündedir. Bu yıllar adeta parladığı yıllardır Akarsu'nun... "Muhabbet" serisinin her yapıtında yer alır. Eserleri çeşitli türlerde şarkı söyleyen sanatçılar tarafından okunur. Ancak sanatının en verimli ve olgun döneminde yaşama veda eder (2 Temmuz 1993, Sivas Madımak Oteli yangını) Ardında ise milyonlarca seveni ile birlikte 100'den fazla kırkbeşlik plak, 4 uzunçalar, 20 kaset ve yüzlerce deyiş bırakır.

   Muhlis Akarsu'nun yapıtlarına şöyle bir bakıldığında, tümünün lirik bir ifadeyle yapıldığı ve söylendiği hemen fark edilir. Repertuarının büyük bir bölümünde aşk ve sevda deyişlerine yer verdiği görülür. Akarsu'nun yar üzerine söylediği, feleğe çattığı, gurbete içerlediği, ayrılığa üzüldüğü yüzlerce deyişi vardır. Deyişlerinde toplumsal konulara da kayıtsız kalmaz;ancak bu, sevgi üzerine söylediği deyişler kadar çok öne çıkmaz. Birkaç deyişinde cahilliğe, köleliğe, yoksulluğa başkaldırdığı görülür. Alevi-Bektaşi edebiyatının ve müziğinin deyiş türüyle ünlenen aşığı Muhlis Akarsu'nun Pir Sultan Abdal ve Karacaoğlan etkisindeki tavrını her zaman hissetmek mümkündür. Muhlis Akarsu'nun eserlerini dinledikçe gerçekten de akarsu gibi çağlayan sesini hissedecek ve onu sevgiyle anacağız. Ruhu şad olsun.

 Melih Duygulu

Eserlerinden bazıları : 

Nenni Nenni 

Bunca Gamın Bunca Derdin İçinde
Yaşamak Bizlere Zor Nenni Nenni
Sizden Umudumu Kesmem Erenler
Elbet Bir Çaresi Var Nenni Nenni

Üstümüzde Duman Vardır Dağ Gibi
Her Yandan Kuşatmış Sanki Ağ Gibi
Güz Gelince Bozulmuş Bir Bağ Gibi
Ne Hallara Düştük Gör Nenni Nenni

Eğil Gel Akarsu Gel Hakka Eğil
Bir Kere Ağ Yara Vermedin Meyil
Suç Bizim Sevdiğim Kimsede Değil
Gelmişiz Dünyaya Kör Nenni Nenni


Pazarlık Edelim Alim Seninle

Pazarlık Edelim Alim Seninle
İki Cihan Senin Haydar Olsun Sen Benim
Hayrını Gör İmanınla Dininle
Hatmin Kur'an Senin Olsun Sen Benim

Ayıp Değilmidir Ademe Minnet
Başına Çalınsın Haydar Hurili Cennet
Dostluk Pazarında Olma Muhannet
Huri Kılman Senin Olsun Sen Benim

Akarsuyum Böyle Vereyim Dursun
Senin Aşkın Onu Yaksın Kavursun
Anladım Alimsin Canımsın Nursun
Kanber Selman Senin Olsun Sen Benim


Ağlama Gülüm

Günler Gelir Geçer Boşa
Ağlama Gülüm Ağlama
Yazılan Mı Gelir Başa
Ağlama Gülüm Ağlama

Bir Gün Kara Günler Biter
Üzme Beni Artık Yeter
Kavuşmamız Gelir Çatar
Ağlama Gülüm Ağlama

Yaktın Akarsuyu Yaktın
Gurbetten Gurbete Attın
Öldürmekten Beter Ettin
Ağlama Gülüm Ağlama


Sen Yaralı Değilsin Ki 

Zalim Felek Duymadın Mı Sesimi
Sen Yaralı Değilsin Ki Bilesin
Bilemezsin Matemimi Yaşımı 
Sen Yaralı Değilsin Ki Bilesin

Gurbet Elde Günde Ömrüm Çürüyor
Eller Beni Bir Biçare Biliyor 
Akarsuya Gelen Bir Tas Vuruyor
Sen Yaralı Değilsin Ki Bilesin 

 

Yoruldum Yorgunum

Yoruldum Yorgunum Fazla Gidemem
Neler Etti Kahır Beni Zulm Beni 
Kolay Değil Ben Bu Derdi Çekemem
Zalimin Elinde Koydu Hal Beni

Arsız Değilidim Arsız Ettiler
Saldılar Gurbete Yurtsuz Ettiler 
Yardan Ayırdılar Yarsız Ettiler 
Şimdi Gizli Gizli Kınar El Beni

Akarsuyu Aşka Yaktı Yaradan 
Ömür Bir Gün Gibi Geçti Aradan 
İşte Geldim Gidiyorum Dünyadan 
Oturmuş Bekliyor Kuru Sal Beni 


Ey Sevdiğim Sana Şikayetim Var

Ey Sevdiğim Sana Şikayetim Var
Ne Sevdiğin Belli Ne Sevmediğin
Ben De Bir İnsanım Bir De Canım Var

  Ne Sevdiğin Belli Ne Sevmediğin
  Hainsin Oy Zalimsin Oy Nedeyim Oy

Eski Günler Hayalimden Gitmiyor
Dün Dediğin Bugünkünü Tutmuyor
Yiğidim Ya Sana Gücüm Yetmiyor

  Ne Sevdiğin Belli Ne Sevmediğin
  Hainsin Oy Zalimsin Oy Nedeyim Oy

Akarsuyum Böyle Miydi Ahtımız
Onun İçin Viran Oldu Tahtımız
Umudum Yok Gülmez Artık Bahtımız

  Ne Sevdiğin Belli Ne Sevmediğin
  Hainsin Oy Zalimsin Oy Nedeyim Oy


Deli misin Divanemi Sevdiğim

Her gün başka bir taraftan esersin
Deli misin divanemi sevdiğim vah beni beni
Ne dedim de benden ayrı gezersin
Deli misin divanemi sevdiğim

Yüreğimde açan gülümdün benim
Aşkın deryasında salımdın benim ah beni
Dünyada kanadım kolumdun benim
Deli misin divanemi sevdiğim 

Akarsuyu bilmem böyle mi sevdin
Aşkın ateşiyle sinemi deldin ah beni beni
Benim bu halıma sen sebep oldun
Deli misin divane mi sevdiğim




 

      

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Mirati

11/9/2008
Kategori: Ozanlarimiz

Mirati

 
    Zincir kar eylemez bizlere sofi!
    Bin can ile bir canana bağlıyız.
    Anlayıp bilmişiz emri marufi
    Ol bakii adil han’a bağlıyız.

             Seçmedik yarımız ağyarımızdan,
             Kimse vakıf değil esrarımızdan.
             Dönmedik Mirati ikrarımızdan
             Hacı Bektaş Pir Sultana bağlıyız.

 

    XIX uncu asrın en kuvvetli saz şairlerinden biri olan Kalecikli, Mirati hakkında bu gün maalesef elimizde hüccet sayılabilecek bir vesika yoktur. Gerçi son zamanlarda yazılan edebiyat tarihlerinde Miratinin adı geçmekte ve bilhassa S. Nüzhet Bektaşi şairleri eserinde şairden bir nebze bahsetmektedir. Fakat bu kayıtların hiç birisi Miratinin hayatı etrafında tatminkar bir cevap ihtiva edebilmekten uzaktır. Kültürü, felsefesi ve üstün şairiyeti ile büyük bir kıymet olan Miratinin bu derece meçhul kalması edebiyat dünyamız için bir zarar olmaktan ziyade bu işle uğraşanların lehine bir hareket olmasa gerektir.

Bu endişe ile çalışırken her müdakkikin uğradığı müşkilattan ben de vareste kalamamış ve müsbet bir netice temin edememiş bulunmaktayım. Şu farkla ki bu gün Miratinin hayatı hakkında elde ettiğim malumat S. Nüzhetin verdiğinden daha etraflı olmak itibarile şair hakkında bir fikir edinebilmeğe kafidir.

Miratinin hayatını tenvire kafi malumatı şu tarzda elde etmiş olmaktayım:
Çok değerli başmüddeiumumi Kalecikli B. İlhami Sarıcı, vaki istirhamım üzerine bizzat tetkikatta bulunmuş ve bana en esaslı malumatı temin edebilmiştir. Muhterem dostumun müracaat ettiği zevat arasında Miratinin torunu B. Ali Şevkı da bulunmaktadır.
Bundan başka B. İlhami Sarıcıya gelen A. Gülaçtı imzalı mektup yine B. Ali Şevki ve B. H. Şakirin rivayetlerine müsteniden bir hayli malumatı itiva eylemektedir. Bu mektup ve rivayetlere göre: Miratinin asıl adı Mehmettir; Mirati mahlasını Vasi Şeyh tekkesine hizmeti esnasında almıştır. Şöyle ki vasi şeyh tekkesine intisabında “sazı eline almış, birkaç beyit söyledikten sonra şeyh tarafından müsaade olmuş. Haydi senin ismin Mirati olsun; sazına saz, sözüne söz uymasın denilmiş ve tarihi malum olmayan bir zamanda çıkmış gitmiş” Kalecikli A. Gülaçtı.

Miratinin babası ve ecdadı hakkında bir kayde tesadüf edilememişsede anasının adı Fatma olduğu bildirilmektedir. Miratinin ne zaman doğduğu ve hangi tarihte vefat ettiği bu gün için benim de meçhülümdür. Yalnız 1285 de Türabi Ali baba dededen nasip aldığına ve ustam Aşık Hasanın babası Aşık Kemali ile müşaere ettiğine ve yine ustamın kanaatine göre Mirati, Kalecikte kendi lakaplarına izafe edilen Çanşah mahallesinde doğmuş, tahminen 1225 ve 1300 arasında yaşamıştır.

Miratinin temiz giyinir, uzunca boylu, geniş omuzlu, sarı sakallı, iri gözlü olduğu, kardeşi Çanşah imamına benzediği söylenmektedir.

Şairin tahsil derecesi hususunda elimizde sağlam bir vesika yoksada S. Nüzhetin Bektaşi şairleri eserinde söylediğine ve halk rivayetlerine nazaran Mirati icazetli hocalardandır. Manzumalarının bilhassa kültürel değeri bunu teyit eylemektedir. Kalecikten gelen mektuba göre de Mirati Kalecik Müftüsü veli zadeden Arabi okumuş, icazet almadan “At kuyruğundan bir saz uydurarak medresede çalışmaya başlamış hocası görmüş ve medreseden kovmuş, sonra vasi şeyh tekkesine hademe olarak girmiş, birkaç ay sonra sazı sözü artırmış.” Kalecikli A. Gülaçtı.

Bu rivayeti kaydı ihtiyatla telakki etmek lazımdır. Mirati müftü veli zadeden icazet almamış dahi olsa medreseden uzaklaştırılması tahsilini ikmaline hiç bir mani teşkil etmez. Fazla olarak Miratinin icazetnameli olduğunu sadece B. Nüzhet değil pek çok kimseler rivayet eylemektedir. Biz şuna kaniiz ki Mirati muasırleri dertli ve zehniden gerek tahsil gerek şairiyet itibarile daha üstündür; Dertli gibi Mirati sözlerinde lisan hatası yapmaktan sarfınazar imale ve zihafa bile düşmemiştir.

Netice itibarile Mirati aşık ve Bektaşi edebiyatının, kültürünü temsil edecek ve divan edebiyatı müntesiplerile boy ölçebilecek nisbette ilim yapmış bir şairdir.

Miratinin aşıklığa niçin ve nasıl başladığına gelince bu hususta elde ettiğimiz malumat şudur:
Mirati, Kaleciklilerin bildirildiğine göre saza sekiz yaşında başlamış ve saz çalmayı kendisine yegane oyun ve eğlence telakki etmiştir. Aşık usullerinde kimlerden istifade ettiğini henüz tesbit edemediğimiz şair pek küçük yaşta sazına hakimiyet temin etmiş ve bu vadide çok genç iken büyük bir şöhret yapmıştır. Şair saz ve sözde arzu ettiği inkişafa mazhar olduğu bir sırada Kaleciklilerin aleyhinde yaptıkları dedikoduya kızarak sazını omuzuna almış ve Babalığa kadar yükselmiştir. Vekur, ciddi ve karşısındakileri hiç bir şey söylemeden kendine bend ve manyatize edebilecek bir vasfı haiz olan şair gerek fasıllarında, gerekse tekmil muaşeretinde herkesin hürmet ve takdirini kazanmış ve namını her tarafa yayabilmiştir. Bir kaç defa da Kastamonuyu ziyaret eden Mirati, muhitte saz ve söz meraklılarının olduğu kadar Kemali ve Meydaninin büyük takdirini mucip olmuştur. O zaman genç bulunan İshak zade Fevzi Fusuli aşıkan nam mecmuasında Miratiyi (Aleviyülmezhep bir şair idi) diye tavsif etmektedir.

Mirati ilk defa Kastamonu tarikiyle İstanbul'a gitmiş ve Mehmet Ali Paşanın himayesi altında uzun bir zaman İstanbul da kalmış, bilhassa Tavuk pazarında tekellümündeki fesahat ve kudret ile şöhret almıştır. Mirati Anadolunun bir çok yerlerinde dahi aynı derecede takdir edilmiş ve sevilmiştir. Şu hadise Miratinin vekar ve şöhretine de kuvvetli bir delildir. Mirati bir gün Çankırıda Kemali ile fasıl yaparken araya Tosyalı Mirati isminde biri girmiş ve demiş ki
- Sen de Mirati, ben de Mirati.. Faslı bırak ta seninle şu Miratiliği ayırt edelim.
Mirati:
- Baş üstüne buyur meydan senin, ayak senin. Cevabını vermiş.
Kalecikli sazla Tosyalı elindeki deynekle müşaareye başlamışlar. Neticede Tosyalı mat olmuş ve kahveden uzaklaştırılmış; Aşıklıktan başka sanatı olmayan Mirati, hayatının sonuna kadar Bektaşi bir saz şairi olarak kalmış ve henüz tesbit edemediğimiz bir tarihte İstanbul da vefat ederek Tavuk pazarı civarına defnedilmiştir. Sazı bir müddet Asmalı meyhanesinde hatıra olarak muhafaza edilmişse de yangında yanmıştır.
Miratinin edebi hüviyetine gelince şair, evvelce bilmünasebe söylediğimiz gibi Bektaşi edebiyatında olsun Aşık tarzında olsun tarihe maledilebilecek bir kıymettir. O, kuvvetli dimağının ve zengin kültürünün gölgesi altında duyuşlar ile bize rakipsiz bir çok eserler bırakmıştır.

Fakat esef edilebilecek bir hadisedir ki bu çok kıymetli şairin matbuat aleminde çok mahdut şiirleri neşrolunabilmiştir. Ben de bütün çalışma ve çabalamama rağmen Miratinin ancak “19” parçasını temin edebilmiş olmaktayım. Bu parçalar kısmen hususi kütüphanelerde ve marak sahiplerinin ellerindeki mecmualarda diğerleri de başka vilayetlerde yazılmış ve tarafımdan ya istinsah veya satın alınmış cönklerde mukayettir. Bana Kalecikler yalnız iki parça verebilmişlerdir. Miratinin Ankara ve Çankırı köylerinde halkın ezberinde pek çok parçaları varsa da benim için şimdilik bu havalide tetkikat yapmağa imkan yoktur. Olsa dahi bu derleme vazifesi benden ziyade Kalecik münevverlerine düşer ki böyle bir kıymeti ihmal etmek Milli Harsiyatımızdan ziyade muhit ve hemşehrilik namına karlı bir hareket değildir.

Ben burada elimden geldiği kadar milli ve mesleki vazifemi yapmak istediğimi zannetmekteyim. Bu etüdü yapmaktan yegane maksadım henüz takdir ve tesbit edilmemiş bir kıymeti tebarüz ettirebilmektir. Ortada bir noksan varsa hepimize ait olmak lazımdır.

İhsan Ozanoğlu
XIX uncu asır saz şairlerinden Kalecikli Mirati
Kastamonu 1940
 

 

Eserlerinden bazıları:

 -1-
Amenna dedik biz ıkrareyledik
Erenler bezminde laşekcesine.
Bağ ı hakikatta yetiştik, bittik,
Buyaldık her gülden çiçekçesine;

Söylesem kelamım gelmez tahrire;
Ikrar verdik, iman ettik bir pire.
Nutk ı derunumuz sığmoz tefsire
Er evladı eriz laşekçesine

Vücud i mutlaktır heryerde iyan;
Körler zannederler-didarı nihan.
Elhakku ezharu mineşşemsiken
Sofi inadeder eşekcesine.

Mirati sözlerin canlı muamma;
Arif olanlara olur hüveyda,
Elsiziz, belsiziz, dilsiziz emma
Gezeriz alemde erkekcesine.

-2-
Noktanın sırrına vakıf olalı
Zikr ü fikrim oldu bai bismillah.
Vücudum allemelasma bileli
Heryüzden göründü semme vebhullah.

Kaf u nundan hitap edince ehad
Ehadden var oldu ol nur i Ahmet.
Şeriat ahkamın sürdü ced beced;
Nazildir şanında “kul kefa billah”.

Mirati bendendir ey nur i cemil.
Taatim kalildir ısyanım kesir.
Mücrimler hakkında buyurdu celil:
Geldi “La taknetu min rahmetillah”.

-3-
Ey şahi risalet, sultan ı kevneyn!
Buyruldu şanına “Levlake levlak..”
Ey nur i nebüvvet ceddülhaseneyn
Senin için var oldu zemin ü eflak..

Sen şahlar şahısın, şehinşahısın;
Tarikat burcunun mehru mahısın.
Nice mücrimlerin sen penahısın
Münkir olan seni edemez idrak..

Vasıflar vasfeder ali zatini,
Nakşederler daim hup sıfatını.
Dur etme babından bu Miratı
Değildir rahında zerrece şekkak..

-4-
Zahit bize ol feyyaz ı mutlaktan
Mevid i didarı aşk olmuştu peyk.
Vad i akdeste Musaye haktan
Erişti hitabı “Fahla’ naleyk.”

Temenni kıldıkta aşık rahmana,
Nağmesi erişir heft asümana..
Batın dıyarına guy i canana
Aksetti saday ı lebbeyke lebbeyk..

Hızırdan nuş eden ab i hayatı
Dareynde bulur elbette necatı.
Bibasarlar görmez eşki Mirati!
Hezaran söylesen “Etabu ileyk.”

-5-
On sekiz bin alem icad olmadan
Lamekan elinde ilmettim tahsil.
Mefhari kainat bünyad olmadan
Bana irşad oldu o sırr ı kandil..

Vermeden ademin ism ü resmini,
Anasırdan halketmeden cismini,
Ol demde okudum rezzak ismini
Kısmeti hak kıldı rızkımı tahvil...

Mirati zatinle rahata düştüm
Zatimi zat bilip anda buluştum.
Bir hitap erişti Layakıl düştüm
O demde lebbeyk çağırdı cibril.

 

-6-
Ne hikmet arifler salus gözüne
Daim hor görünür mütekerrihtir.
Arifler nazırdır kendi özüne
Niyyetine göre müteşebbihtir,

Zahida taş atma aşıkanlara
Kavlinde, filinde sadıkanlara,
Emri nehyi tarıf etme anlara,
Anlar her umurda mütenebbihtir.

Mirati görene gör neler vardır?
Ol yarı görmeyen daim ağyardır.
Zahirde itikaf kuru dıvardır;
Aşıklar cemale müteveccihtir.

-7-
Sefine i ömrüm girdab ı gamde
Lengerendaz yatar havasın bekler.
Mecnuni aşk olan guh i sitemde
Başında aşiyan mevlasın bekler.

Şimdi bir tutarlar altunu pulu,
Şeker ile şab’ı har ile gülü.
Karga ile bir görürler bülbülü,
Serçe de ankanıu yuvasın bekler

Ne hikmet pirlerden olmadı himmet
İlahi feth olsun babi mürüvvet
Herkes maksuduna erdi selamet
Mirati mevlanın rızasın bekler.

-8-
Dünyalıktan halim sorar bazısı
Bizde sim yerine emraz bulunur.
Böyle imiş alnımızın yazısı
Elde santur, keman ya saz bulunur.

Sanma ki Aşıklar beyhude gezer
Eloğlu ariftir adamı sezer.
Harabat ehliyiz bizde sim ü zer
Ne kışın bulunur, ne yaz bulunur.

Mirati kıssadan hıssadır pendim;
Şimdi bir kimseye inanma kendim.
Fikirsizlik benim kendi efendim
Zamanede adam pek az bulunur.

-9-
Zincir kar eylemez bizlere sofi!
Bin can ile bir canana bağlıyız.
Anlayıp bilmişiz emri marufi
Ol bakii adil han’a bağlıyız.

Lamekandan fi mekana gelmişiz;
Her bir sıfat ile mükim olmuşuz.
Noktai sır kafu nunu bilmişiz,
“Küllü men aleyha fan” a bağlıyız.

Seçmedik yarımız ağyarımızdan,
Kimse vakıf değil esrarımızdan.
Dönmedik Mirati ikrarımızdan
Hacı Bektaş Pir Sultana bağlıyız.

 

 

 


 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Meluli

11/9/2008
Kategori: Ozanlarimiz

Meluli

 
    O ahd-ü peymanımızı
    Unutma dilber unutma
    Geçen tatlı günümüzü
    Unutma dilber unutma

             Melulin adına kurban
             Zikri fikri sensin her han
             Senin için bu da bir şan
             Unutma dilber unutma


    1892 - 14 Kasım 1989. Afşin’in Kötüre köyünde doğdu. Asıl adı Karaca Erbil’dir. 7-8 yaşlarında köyündeki bir hocadan Arapça okuma yazma öğrendi. 10 yaşlarında Afşin’de Ermeni aile dostlarının yanına gönderildi. 20 yaşlarına dek Ermeni okulunda eğitim gördü. Arapça, Ermenice, matematik ve edebiyat dersleri aldı.

Şiir ve edebiyata ilgisi de daha çok bu dönemde gelişti. Yöresindeki birçok aşığın yanı sıra, kaynaklara geçmiş başka aşıkların da şiirlerini öğrenerek kendini geliştirdi.

Varlıklı bir insan olan babasının haksızlıklarına dayanamayarak eşiyle birlikte köyünü terk etti. Ortadoğu’nun çeşitli yerlerini dolaştı, değişik insanlarla ve aşıklarla tanıştı.

Aşık Meluli, şiirlerinde insan ve sevgi öğesini öne çıkardı. Ancak politik taşlamalardan tasavvufa dek her konuyu ele aldı.

Birçok sanatçı tarafından bestelenen şiirlerinin bir bölümünü Latife mahlasıyla yazan Meluli’nin eserleri değişik gazete, dergi ve araştırmalarda yer aldı.

Meluli’nin yaşamı ve şiirlerine ilişkin ayrıntılı bir araştırma, torunları Latife Özpolat ve Hamdullah Erbil tarafından »Mel
ûli Divanı ve Aleviliğin, Tasavvufun, Bektaşiliğin Tarihçesi« (1992) adıyla yayımlandı.

Bekir Karadeniz
1900'den 2000'e Halk Şiiri
 

 

Eserlerinden bazıları:

1
Ey gönül biz dostun devrişanıyız
Dergah-ı alamız dost otağıdır
Can teslim etmişiz koç kurbanıyız
Gerdana çalınan dost bıçağıdır

Cennete parasız zahide verdik
Cehennem korkusunu gönülden sildik
Huriyi gılmanı biz burda bulduk
Bizim cennetimiz yar kucağıdır

Okuduk Kur-an'da mana-ı hece
Bize ders veremez dede ile hoca
Muhammed miraca gidermiş gece
Bizim miracımız Dost otağıdır

Arapça bilmezsem Türkçe'dir sözüm
Dosttan gayrısını hiç görmez gözüm
Günde yüzbinkere sürerim yüzüm
Hac'c el-ekberimiz Dost ayağıdır

Söyletmeyin şu Meluli deliyi
Nideyim ben gelip geçen nebiyi
İsa gibi diri kalan ölüyü
Sol lebinden akan Dost ırmağıdır

2
Söyle dilber suçum nedir
Seni candan sevdiğim mi
Seni Allah gibi bilip
Sana gönül verdiğim mi

Aşık oldum mah yüzüne
Mailim ela gözüne
Söylenen herbir sözüne
Kanıp ta inandığım mı

Bu sevda gele başına
Kanlar karışa yaşına
Gece gündüz ateşine
Hiç durmayıp yandığım mı

Va'dına vefavar gibi
Safi lekesiz nur gibi
Allah'a güvenir gibi
Ben sana güvendiğim mi

Meluliyem bahtım kara
Ben düştüm garip diyarda
Sen gibi gonca nigara
Bu kadar bağlandığım mı

3
Güldürmedim nazlım bir gün ben seni
Bundan sonra yürü gül yavaş yavaş
Ya görürsün ya görmezsin sen beni
Artık defterinden sil yavaş yavaş

Yaprağım kurudu güllerim soldu
Senin de ikbalin yüzüne güldü
Kurtuldun kışımdan baharın geldi
Açılsın bahçende gül yavaş yavaş

Ümit yok görmeye bu gözler ile
Gönlüme teselli bu sözler ile
Tara zülüflerin mah yüzlerine
Dökülsün gerdana tel yavaş yavaş

Çoktan sönmüş idi sevgin aşikar
Bunu bilmez mi sandın yoksa hoş nigar
Beni böyle süründüren bir ikrar
Bilmiyorsan sen de bil yavaş yavaş

Yaptığın binayı yıkıp devirdin
Şeytanlara uydun plan çevirdin
Destan ettin ilden ile duyurdun
Sevinip gülüyor el bana bana

Zehirle yoğrulmuş vurduğun hançer
Bundan kurtulmaya ne çarem mi var
Çekerim bu derdi ölene kadar
Bilmek istiyorsan gel yavaş yavaş

Meluli kapında bendedir bende
Gönlüm ayrılmıyor sendedir sende
Meğerki bu ruhum çıka bedende
O zaman ayrılır yol yavaş yavaş

4
Çok göresim geldi nazlı nigarım
Niçin söylemiyor bilmem dillerin
Bülbül gibi arttı ah-u figanım
Niçin açılmıyor bilmem güllerin

Talihim bozuktur ne deyim sana
Tazeleme derdim yazıktır bana
Yolun mu uğradı yoksa yabana
Niçin tebdil olmuş bilmem hallerin

Muhabbet neşesi gitmiş yüzünden
Doyulmazken şive ile nazından
Aşk pınarı sel olurken gözünden
Niçin akmaz olmuş bilmem sellerin

Aldanma bu güzel fani cihana
Ecel camın içirirler her cana
Sarılırken beyaz kollar gerdana
Niçin kalkmaz olmuş bilmem kolların

Bu fakir Meluli sana duacı
Hayır görmem bundan ey başım tacı
O güleç yüzlerin ne kadar acı
Niçin zehir olmuş bilmem balların

5
O ahd-ü peymanımızı
Unutma dilber unutma
Geçen tatlı günümüzü
Unutma dilber unutma

Yüzün acise ölürüm
Şaşırır deli olurdum
Bu can senindir bilirdim
Unutma dilber unutma

İncittimse her ne kadar
Aramızda bir ikrar var
Görüp sevinmesin ağ yar
Unutma dilber unutma

İki gözüm ağlıyor kan
Suçum çoktur bağışla sen
Ecel gelir ölürsem ben
Unutma dilber unutma

Melulin adına kurban
Zikri fikri sensin her han
Senin için bu da bir şan
Unutma dilber unutma

 

6
Bu dünyanın temelini
Kurup yoğuran ben idim
Hiç yokken Adem nesli
Adem’i doğuran ben idim

Yeşil kandil nuru benim
Cennetteki huri benim
Adem ata yari benim
Şit’i doğuran benim

Geçen peygamber bir, bir
Hep benden aldı feyz-i- nur
Musa’ya dahi dağ-ı Tur
İsa’yı doğuran ben idim

Ta ezelden nur-u kandil
Fatıma anamızdır bil
O yuttu iki gonca gül
Hüseyni doğuarn ben idim

Latife sanma be kardeş
Rum'a geldi Hacı Bektaş
Doğunca oğlu Timurtaş
Onu doğuran ben idim


7
Ne hacıyız ne hocayız
Ne falcı ne muskacıyız
Bizler güruh-u naci'yiz
Mahşer günü pevramız yok

Kamil sözü kur'anımız
Hikmet söyler irfanımız
Hakikattir erkanımız
Yalan yanlış foyamız yok

Yasak bize buğz-i hasret
Gönlümüz bir ilelebet
Aramıza fitne fesat
Sokan şeytan havamız yok

Övünmeyiz aslımızla
Sevişiriz dostumuzla
Uğraşırız nefsimizle
Kimse ile davamız yok

Meluli'yim sözümüz bir
Dostumuzla özümüz bir
Yer içeriz nazımız bir
Sen ben diye kavgamız yok


8
Mey İçtim sarhoşum bugün
Tutamam dilim vallahi
Pirimle çok hoşum bugün
Unuttum ölüm vallahi

Dünya tümden boş geliyor
Pirim bana hoş geliyor
Her sevdikçe cüş geliyor
Severim Pirim vallahi

Helal bana Pir lokması
Hac'c-ı kabem meyhanesi
Kelb rakibin ürümesi
Kesemez yolum vallahi

Varsın bana Pir darılsın
Kolum boynuna sarılsın
Çözülen Kollar kırılsın
Çözemem kolum vallahi

Girsem koynuna gömleksiz
Uyusa da sevsem sessiz
Uyansa dese edepsiz
Çekemem elim vallahi

Latife'm çok hayasızım
Çok severim çok yüzsüzüm
Ar namus yok habersizim
Çalarım gülüm vallahi


9
Çok şükür açıldı bize bugün meydan-ı Gerbela
Biz imamlar varisiyiz mirasımızdır bu bela
Anın için başımıza yezitler açtı bin bela
Acısın halimize o güzel mazlumlar şahı
Çıktı göklere dayandı yetim mazlumların ahı

Şekmetti işte felek göründü bize akıbet
Çevirdi her yanımız tükenmez derd-i mihnet
Yaralandı ciğerimiz kalmadı sabır ve takat
Acısın halimize o güzel mazlumlar şahı
Çıktı göklere dayandı yetim mazlumların ahı

Bu ah u figanımıza yatan şehitler uyandı
Ağladı gökte melekler ye's-i matem bağladı
Bir biz değil bunu duyan tüm insanlar ağladı
Acısın halimize o güzel mazlumlar şahı
Çıktı göklere dayandı yetim mazlumlann ahı

Meluli'yim bu ateşin dumanını gören yoktur
Allahın rızası için bir teselli veren yoktur
Acınıp halimize yetimleri soran yoktur
Acısın halimize o güzel mazlumlar şahı
Çıktı göklere dayandı yetim mazlumların ahı
 

 

 


 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı