Alevilik Nedir

Alevilik Nedir

Alevi Bektaşi İnancı Hakkında Yazılar

ANADOLU ALEVİLİĞİNDE HALKA NAMAZI

10/9/2008

ANADOLU ALEVİLİĞİNDE HALKA NAMAZI


Anadolu Aleviliği konusunda en çok tartışılan

konulardan birisi de Anadolu Alevileri'nin

namaz kılıp kılmadıklarıdır.



Bir görüşe göre Anadolu Alevileri de diğer

Müslümanlar gibi camiye gitmekte ve İslam

akidelerine uygun olarak namaz kılmaktadırlar,

diğer Müslümanlardan hiçbir farkları yoktur.



Bu konudaki diğer bir görüş, Anadolu Alevilerinin

camiye gitmemelerini, Hz.Ali'nin camide öldürülmüş

olması ya da Muaviye döneminde cami minberlerinde

Hz.Ali ve Ehl-i Beyt'e kötü sözler söylenmiş olması

ve benzeri gerekçelerle, Anadolu Alevisinin Oniki

İmam ve Ehl-i Beyt'in adını bilmeyen cami hocasının

arkasında namaz kılmayıp, Hz.Muhammet'in yaptığı

gibi, ibadetini kendi evinde gizlice yaptığı yolundadır.



Bir görüşe göre ise Anadolu Alevilerinin kıldığı

namaz, ibadet sistemleri olan cemlerde, cemal

cemale kılınan "Halka Namazı"ndan ibarettir.



Anadolu Alevilerine göre beş vakit namaz

Peygamber döneminde olmayıp, Abbasiler

döneminde ortaya çıkmıştır.

Kur'an-ı Kerim'de yer alan "Güneşin

kaymasından / aşağı sarkmasından, gecenin

kararmasına kadar namazı kıl. Sabah Kur'an'ını

da gözet, çünkü sabah okunan Kur'an tanıklarca

izlenmektedir." (İSRA-78)

"Sana özgü bir ibadet olarak, gecenin bir

kısmında, o Kur'an'la meşgul olmak üzere

uyanık ol / uykundan uyan. Böylece Rabbinin

seni övülmüş bir makama / Makam-ı Mahmud'a

ulaştırması umulur." (İSRA-79)

"Gündüzü geçim için çalışma zamanı yaptık."

(NEBE-11) gibi Ayetler kaynak gösterilerek

Peygamberin ibadetini gece yaptığı ve beş vakit

namazın Hz.Muhammet döneminde olmadığı

düşüncesi ile beş vakit namaz kılınmamaktadır.



Anadolu Alevi-Bektaşi inanç sisteminde namaz

değil niyaz esastır. Fiziki anlamda bir Pir'in dizleri,

göğsü veya yeni'ni öpmek, ya da Hz. Muhammet,

Hz.Ali, Oniki İmamlar'dan biri veya bir İnanç

Ulusu'nun adı anıldığında, sağ el başparmağının

dudağa değdirildikten sonra alın ya da göze

değdirilmesi veya elin göğüse sonra dudağa

götürülmesi suretiyle gerçekleştirilen niyaz,

manevi anlamda başta Allah, Muhammet, Ali

olmak üzere din ulularına yapılan duayı yani

Hakk'a teslim olmayı ifade eder.



İnanç özelliklerini kaybetmiş kişi ya da gruplarda

Sünni Müslümanlarca kılındığı anlamda namaz

bulunmakla beraber, Anadolu Aleviliği için asıl

namaz, ibadet biçimleri olan cemlerde kılınan ve

oturuş biçiminden dolayı "Halka Namazı" adını

alan namazdır. Halka Namazı gerek biçim, gerekse

içerik bakımından Sünni Müslümanlıktaki namazdan

temel noktalarda ayrılmaktadır.



Şimdi Anadolu Aleviliğindeki "abdest" ve "namaz"

kavramlarına biçim ve içerik yönünden bir göz atalım.

Anadolu Aleviliğinde Halka Namazı için ön şartlardan

biri "abdest" almaktır. Ceme katılacak her kişi

önceden kendi vücut temizliğini yapmak zorundadır.

Yapılan bu temizlik abdest almayla özdeştir.

Bu temizlenmede ayağını yıkarken "ayaklarımla

kötü yola gitmeyeceğim" diye niyet eden kişi, ellerini

yıkarken "elini harama uzatmayacağına", ağzını

yıkarken "dili ile kötü söz söylemeyeceğine", yüzünü

yıkarken "kimseye kötü gözle bakıp, yüz kızartıcı bir

suç işlemeyeceğine" niyet eder.

Anadolu Alevisinin ibadet biçimi olan cemlerde ise

oniki hizmet sahibinden biri olan "ibrikçi" nin döktüğü

su ile ellerinin sadece parmaklarını yıkama şeklinde

gerçekleşen sembolik anlamda abdest alınmaktadır ki,

bu abdest tutulan niyetlerin toplum huzurunda teyid

edilmesi anlamını ifade eder. Alınan bu abdestte amaç

ahlaksal arınma ve iç temizliğinin sağlanmasıdır.



Her Alevi-Bektaşi senede bir, dede ve köy halkının

katılımı ile gerçekleşen "Baş Okutma" cem töreni ile

toplumdan rızalık alıp, "yol'un" yasakladığı suçları

işlemeyeceğini toplum ve dede huzurunda teyid eder.

Talibin "yunması", "yıkanması" ve "manen temizlenip

arınması" anlamına gelen bu abdeste Anadolu

Alevi - Bektaşiliğinde "Yıl Abdesti" adı verilir.

Yıl Abdesti; Sünni inanç mensuplarında olduğu gibi

tuvalete çıkmak, eşiyle birlikte olmak gibi durumlarda

bozulmamakta, ancak abdest alınırken tutulan

niyetlerden birinde zaafa uğrayarak (zina, hırsızlık,

adam öldürme vb.) inancın yasakladığı suçlardan birini

işlemesi durumunda, inanç mensubunun "düşkün" ilan

edilerek cezalandırılması sureti ile bozulmaktadır.

Fiziki temizlik Halka Namazı için esas olmakla

birlikte cemlerde alınan abdestte fiziki bir

temizlenmeden çok, manevi anlamda bir arınma ve

iç temizliğinin gerçekleştirilmesinin amaçlandığı

görülmektedir.



İnanç özelliğini koruyan gruplarda Sünni

Müslümanlarda olduğu şekliyle namaz yoktur.

Anadolu Alevileri için asıl namaz cemlerde kılınan

ve oturuş biçiminden dolayı Halka Namazı adını alan

namazdır ki bu namzda cemde bulunan her can

karşısındakinin kıblesini oluşturur.



Amasya-Gümüşhacıköy-Sarayözü Köyü'nden Haydar

Altun (Dede) konuya şu şekilde bir yorum getiriyor:

"Sünni Müslümanların ibadetinde kıbleye dönülür.

Alevi ceminde ise karşısındaki insanın cemaline

niyaz edilir. Halka şeklinde oturulmasının nedeni de

budur. Allah'ın güzelliği insanın cemalindedir. Onun

için insana secde edilir; ancak insana tapılmaz.

Allah da meleklerine Adem'e secde edin diye

buyurmuş ancak İblis secde etmemiştir."



Amasya-Hamamözü-Yemişen Köyü'nden

Abdullah Balcı ise şunları söylüyor: "Halka

Namazı cemde cemal cemale kılınan namazdır.

Bu namazda insan insana secde eder. Çünkü Hak

Adem'dedir. Allah insanı kendine örtü yapıp onda

gizlenmiştir. Hak müminin kalbindedir."



Çorum-Osmancık-Çampınar Köyü'nden Davut

Bayral:"Aleviler için asıl namaz Halka Namazı'dır.

Hz.Peygamber ibadetini cemal cemale yapmıştır.

Çünkü Allah Adem'dedir." demektedir.



Çorum-Merkez-Eşençay Köyü'nden Veli Gürlek

konuya farklı bir yorum getirerek; "Aleviler için

asıl olan halka namazıdır. Kur'an-ı Kerim'de

Cenabı Hak buyurmuştur ki; biz geceyi ibadet

ve dinlenme, gündüzü ise çalışıp rızkını temin

vakti kıldık. Onun için gündüz göstermelik

olarak yapılan ibadet günahtır. Bundan dolayı

biz Halka Namazı kılarız. İlk secde Adem'e

indiği için de Adem'e secde ederiz." diyordu.



Amasya-Merzifon-Kayadüzü Köyü'nden Hüseyin

Ceylan: " Alevilerde namaz değil niyaz vardır.

Niyaz'da Adem'e secde edilir. Hak ademdedir.

Şeytan Hakk'ın emrine uyup Adem'e secde

etmediği için cennetten kovulmuştur. Biz Hakk'ı

Adem'de bulduğumuz için insana secde ederiz.

Allah'ın cemali insanın yüzündedir." demektedir.



Amasya-Merzifon-İlçe Merkezi'nden Ahmet

Turan Saltık (Dede):"Alevilerde gece

yarısından sonra iki rekat olarak kılınan

'leyli seyir' denilen namaz vardır.

Bu Kur'an'da da geçer. Hz. Peygamber de o'nu

kılardı. Alevilerde asıl namaz Halka Namazı'dır.

Bu da cemde halkın halka biçiminde oturup,

insanın insana secde etmesiyle olur." şekinde

konuyu yorumluyor.



Aydın-Bozdoğan-Alamut Köyü'nden Mehmet

Buruk: "Aleviler namazı evinde gece yarısından

sonra iki rekat olarak kılar. Aleviler için asıl olan

namaz değil niyazdır. Niyaz her yerde yapılır.

Tarlada çalışırken, yemek yerken, yatarken,

nerde olursa olsun Allah, Muhammet, Ya Ali

diyerek niyaz edersin."diyordu.



Amasya-Göynücek-Şarklı Köyü'nden Mehmet

Kılıç Alevilerde namaza ilişkin sorumuza farklı

bir cevap veriyordu: "Bazen kılıyorum, üç düvaz

okuyorum. Üç düvaz namaz yerine geçer."

dedikten sonra "Alevilerin namazı cemde

kılınan Halka Namazı'dır." diye de ekliyordu.



Buraya kadar ortaya koyduğumuz bilgilerden de

anlaşılacağı gibi, Anadolu Aleviliğinde Sünni

Müslümanların kıldığı namaz - inanç özelliklerini

kaybetmiş kişi ya da gruplar hariç- yoktur.



Alevilerin de Sünni Müslümanlar gibi abdest

alıp namaz kıldığı yolundaki görüşler, Alevileri

asimile etme çabasından kaynaklanan, gerçekleri

yansıtmaktan uzak, belirli politikaların ürünü

olarak ortaya konulmuş görüşlerdir.



Camiye gidip namaz kılan Alevi inancı mensupları

Türkiye genelindeki Alevi nüfusun çok küçük bir

bölümünü oluşturduğundan, bu kişi ve grupların

genel anlamda Alevi inancını temsil ettiklerini

söylemek mümkün değildir.



Anadolu'da yaptığım çalışmalarda birçok Alevi

Köyü'nde cami yapıldığını gördüm. Bu camiler

ya devlet tarafından belirli politikaların ürünü

olarak yapılmıştı, ya da köy halkı tarafından

çevreye uyum sağlama düşünceleri ile inşa

edilmişlerdi. Yapılan bu camilere köy halkının

gitme oranının çok düşük olduğu, çoğunlukla

da hiç kullanılmadığı söylenilmekte idi.

Bunun nedenleri arasında "Sünni imamın

arkasında namaz kılınmaz ya da Oniki İmam'ın
ismini bilmesi ve sayması durumunda kılınır.

Hz. Ali camide öldürülmüştür. Muaviye


döneminde cami minberlerinden Hz.Ali ve

Ehl-i Beyt'e küfredilmiştir." gibi gerekçeler

sayılarak Alevilerin camiye gitmemeleri

açıklanmaya çalışılmakta, camiye gitmemenin

gerçek nedeni göz ardı edilmekte idi.



Oysa Anadolu Alevisi'nin camiye gitmemesinin

altında yatan gerçek çok daha farklı idi.

Anadolu Alevisi'nin ibadet biçimi cemler ve

cemlerde kılınan Halka Namazı'dır.

Cemler içerisinde yer alan ve Anadolu

Aleviliğinin özünü oluşturan, kadınla birlikte

ibadet, müzik (deyiş, düvaz), semah, kurban,

bazı yörelerde içki içilmesi vb. unsurlar ile

yürütülen oniki hizmetin niteliği, cami mekanı

içerisinde gerçekleştirilmeye uygun değildir.



Alevilerin camiye gitmemesi ve namaz

kılmamasının altında yatan gerçek neden de budur.


(
Piri Er'in "Geleneksel Anadolu Aleviliği"

isimli kitabından özetlenerek alıntılanmıştır.)
Aktaran: VAHAP GÜNGÖR

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Alevilik İslam'ın içinde mi yoksa dışında mı

9/9/2008

"Alevilik İslamın içinde mi yoksa dışında mı?" sorusu tuzak ve kasıtlıdır. Soruyu farklı da sorabiliriz; "Bu ülkenin resmi politikası haline gelen, Alevileri Sünnileştirme girişimine hakkında toplum ne düşünüyor?" Ama soru böyle sorulmuyor. Alevileri kısır bir döngü içerisinde tartışmaya iten ve zorunlu tercih yapmasını isteyen bir şekilde yöneltiliyor.

 

 

Son dönemlerde yaygın ama yöntemi ve tarzı yanlış olan bir tartışma  sürmektedir. Konu oldukça hassas: "Alevilik İslamın içinde mi yoksa dışında mı?"

 

 

Sorunun bu şekilde formüle edilmesi zaten tuhaf ve biraz da içerisinde niyet bulanıklığı var. Çünkü her sorunun soruluş biçimi karşısında, kendine uygun (olumlu ya da olumsuz) seçeneklerde cevap üretir. İşte bu nedenle istatistikçiler bir araştırma yapmak ya da sosyal bir grubun her hangi bir konudaki eğilimini tespit etmek için sorulardan oluşan anket formu üretir. Eğer kafanızdaki hipotezlerinize uygun cevaplar üretmek istiyorsanız, karşınızdakilere "soruyu nasıl yöneltirsem, cevabını öyle alırım" tarzında yaklaşacaksınız. Bu yaklaşım Medya içinde geçerlidir.

 

 

Işte bu nedenle "Alevilik İslamın içinde mi yoksa dışında mı?" sorusu tuzak ve bir o kadar da kasıtlıdır. Soruyu farklı da sorabiliriz; "İslama dair hangi değerler Alevi öğretisinin içerisinde mevcuttur?", "Alevi kimliği  oluşturan kültürel, inançsal kaynaklar nelerdir?", "Anadolu Alevileri kendini nasıl tanımlıyorlar?" ya da "Bu ülkenin resmi politikası haline gelen, Alevileri Sünnileştirme girişimine hakkında siyaset alanı ve toplum ne düşünüyor?" Ama sorular böyle sorulmuyor. Alevileri kısır bir döngü içerisinde tartışmaya iten ve ikilem arasında zorunlu tercih yapmasını isteyen bir şekilde yöneltiliyor.

 

 

Kimi tartışıyoruz? "Temelinde insan sevgisi olan, her inanca, her mezhebe, her dine saygı ve hoşgörü ile yaklaşan, insanlar arasında dil, din, ırk, renk ayrımı gözetmeyen, eline, diline, beline sahip olma ilkesini benimseyen, dünya nimetlerinin eşit paylaşımını savunan, laik, demokratik, çağdaş prensiplerden yana tavır alan, mazluma destek olan, eşitlikçi, katılımcı, kadın-erkek eşitliğinden yana, paylaşımcı toplum özlemi duyan, inancını kendine göre yorumlayan, özü doğruluktan yana, kemali dostluk, cevheri merhamet, görüşü eşitlik, hazinesi bilgi, meyvası sevgi hamuru ile yoğrulmuş, korkuyu aşıp sevgi ile Tanrıyı kendinde gören, Enal-hak ile Tanrıyı insan kalbine indiren, Vahdet-i vucut`a varan, edep ve ahlaklılığı yaşamın temeline oturtan, insanı yücelten, akıl ve iman bütünlüğünde birleştiren, cem`i ile muhabbet eden bir inanç, kültür, felsefe ve aydınlanma hareketinin evrensel adıdır." diyen bir toplumu tartışıyoruz.

 

 

Peki evrensel bir öğreti olan Alevilik neden İslam dairesinin içine ya da dışına sokulmaya çalışılıyor. Çünkü bu tartışmadaki diğer bir kasıt ise, Alevileri, resmi görüş tarafından tarif edilen bir daire içerisine çekmeye dönüktür. Bu nedenle sınırlayıcı ve evrensel düşünmenin önüne set çekmektir. "Alevilik İslamın içinde mi yoksa dışında mı?" tartışması ne Alevilere ne de Alevi örgütlerine fayda sağlamamaktadır. Bu tartışma farklı başlıklarda bu alanın akademisyenleri, uzmanları ve tarihçilerinin yürüteceği tartışmadır. Bu tartışma siyasal İslamın bir hegemonya oluşturma niyetine ve bunu yaparken Alevileri kendi örgütsel dairesi içine çekme planına alet edilmemelidir.

 

 

Soruyu bu tür soranların kastı belli. Aleviler arasındaki mevcut olan Alevi kimliğinin tanımına dair farklı görüşler arasındaki yakınlaşmayı engellemek ve bu ayrımı giderek çatışma alanına dönüştürmektir. Nitekim bu konuda kastı olanlar kısmen bir başarı elde etmiştir. *****************************************************************************(Not: burası konumuz dışı olduğu için ve de kişisel tartışma yarattığından dolayı makaslanmıştır-Üzümbaba sitesi)

 

 

Aleviler arasında bu tartışma ciddi bir krizi içinde barındırmaktadır. Bunun çözümünü yine Alevilerin elindedir. Bu nedenle kamuoyu ile iletişimi sağlayan, tüm iletişim araçlarının kullanımında, "her yönetici olanın" değil, "bilgisi olanın" temsil etmesini sağlamak gerekir.

 

 

 

Ne Alevilerin, nede farklı inanç gruplarının bireyi bir daire içerisine çekmeye ya da bir inancı empoze etmeye hakkı olmamalıdır. Herkes inandığı kendisi için doğrudur.

 

 

Bu tartışmanın kendisi bile başlı başına Alevi öğretisin temel ilkelerinden olan, evrenselliğini yok edici, daraltıcı ve bu öğretiyi marjinalleştirmeye dönüktür. Alevi öğretisi, "Alevilik İslamın içindedir" ya da "Alevilik İslamın dışındadır" gibi tanımları aşan, evrensel bir öğreti olarak kabul edilmelidir.

 

 

Alevilik ne İslamın ne içindedir ne de dışındadır. Çünkü Alevilik her hangi bir inancın içine sığacak kadar dar ve Ortodoks, ne de dışında kalacak kadar da dışlayıcı değildir. Bir çok inançsal değerlerden İslamın bazı öğeleri ve değerleri Alevi öğretisinin içinde mevcuttur.  Özünde insan sevgisi, paylaşım, dostluk, bilimsellik ve çağdaşlık yatan Anadolu Alevi öğretisini, biçimsellikten ve sonradan bu öğretiye dışarıdan şırınga edilmiş yabancı unsurlardan ayıklayarak, günümüz dünyasına ve Anadolu Aleviliğinin özüne uygun bir şekilde buluşturma sorunu aşılmalıdır.

 

 

Hiçbir güç, Alevi kimliğini, onu besleyen, mazdek, sabilik, budizm, şaman, Zerdüşt, İslam ve daha bir çok inançsal geleneklerin kaynağını inkar edemez ve Aleviliği bu kaynaklardan her hangi birisinin içerisine tek başına hapis edemez. Bu farklılıklar ve zenginliklerden etkilenerek, kendine özgü inancı olan ve Anadolu`daki çok dilli, çok inançlı ve çok kültürlü toplumsal formasyonda, Anadolu`ya özgü Alevi kimliğine ulaşan yapısı ile, bir inançsal, kültürel ve felsefi kimlik yaratmıştır.  Değişime kapalı değil, açık, etkileyen ve etkilenen bir özelliğe sahiptir. Kendini asli, diğerlerini tali görmez ve başkalarının kendisini tali görmesini kabul etmez.

 

 

Yıllardır Türkiye'de uygulanmakta olan asimilasyon politikaları ile Aleviler kimliklerine yabancılaştırmaya ve sistemin Sünni Türk-İslam anlayışına eklemlenmeye çalışıldı. Gerçekleri "tehdit" olarak ortaya koyan siyasi iktidarlar, Anadolu Aleviliğini, İslamın Sünni yorumu ile Şiilik ekolündeki Alevilik tanımları ile dezavantajlı konumdaki insanların kafalarını karıştırmakla meşgul oldular.

 

 

Aleviler, kendi kimliklerinin temel öğelerini oluşturan inanç/kültür ve felsefi öğretilerini devletin ideolojik aygıtları (diyanet, zorunlu din dersleri, TV-radyo programları, basın, vb..) ve bunun destekçileri üzerinden tanımlanması ile karşı karşıya kaldı.    Anadolu Aleviliği öğretisine yönelik, içten ve dıştan gelen yoğun bir tarihsel, sosyal, siyasi ve kültürel tahribatlara karşı, aklın ve bilimin ışığında çağdaş yorumları ile gerçek özü buluşturması ve kendini tanıması doğal bir ihtiyaçtır. Fakat bu doğal tartışma ihtiyacının farklı amaçla kullanılmasına izin verilmemelidir.

 

 

Eğer tartışma Alevilerin gündelik hayatın içerisinde yaşadığı somut sorunların çözümüne dair ise, buyrun... Sorun çok.. Isterseniz birkaç örnek vereyim..

 

 

Yıllardır Alevileri yok sayan devlet politikasına, siyasal islam, ve onların devlet içerisinde güçlenmesi sağlayan sözde "Laikçi partiler" aynı oranda destek vermiştir.  

Zorunlu din dersi sözde "laikçilerin" uygulamasıdır. Ne adına, Sünni inanca dayalı siyasal İslamın egemenliğini devlet eliyle güçlendirmek için.  

Diyanet'tin anti laik kurum olduğunu söyleyen kaç meclis partisi var? Kaç tane milletvekili çıkmıştır?  

Devlet bütçesinin de Sünni inançlı olduğunu söyleyen kaç parti var?  

Alevilerin eşit haklar mücadelesini ve taleplerini "bölücülük yapmayın bu ayrımcılıktır" diyenlerin, hem İslamcılar hem de sözde "laikçilerden" oluştuğunu biliyor musunuz?  

Alevilerin maruz kaldıkları katliamlar ve hak ihlalleri konusunda hangi meclis partisi adım attı?  

Alevi çocuklarına, diğer inanç gruplarının çocuklarına ve inanmayanların çocuklarının zorla din eğitimine tabii tutulmasına, masaların üzerinde namaz kılmaya zorlanmasına, kimler itiraz ediyor?  

 

Bu sorular çoğalabilir.

 

 

Lütfen gelin birazda gündelik hayatın gerçekliğine inelim.

12-10-05

 
 

ARAŞTIRMACI YAZAR: TURAN ESER

ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU

 

Genel Sekreteri

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

İSLAM’IN İÇİ DE DIŞI DA ALEVİYİ YAKIYOR

9/9/2008

Aleviler son dönemde gerek kendi içlerinde gerekse dıştan gelen baskılarla, inançlarının İslam’ın içinde mi dışında mı olduğu konusunda tavır belirlemeye zorlanıyorlar. İşin aslına bakılırsa, Aleviler tarihlerinde bugün olduğu gibi hiçbir zaman saflarını belirlemeye bu derece yoğun baskıyla zorlanmadılar. Eskinin kapalı toplumunda saf ve tavır belirlemeye gerek yoktu. Saflar zaten belliydi. Renkler siyah ve beyazdan ibaretti. Alevi, Osmanlı’nın gözünde, 600 yıllık tarihinin her döneminde olmamakla birlikte, kimi zaman sapık, kimi zaman zındık kimi zaman da Rafızi idi ve görüldüğü yerde başının ezilmesi vacipten de öte farzdı

Lakin son dönem Alevisini gerek içsel gerekse dışsal şartlar bakımından toptan veya kısmen yok etmenin imkanı neredeyse sıfıra indi. Çünkü ne Aleviler Osmanlı döneminin sadece ormanlık ve dağlık kesimlerde yaşayan kapalı köylü toplumu, ne de devlet ve Sünni halk yüzde yüz Alevi düşmanı artık. Hem Aleviler hem de devlet ve Sünni halk çok parçalı ve Alevilere karşı her biri farklı bakış açılarını temsil ediyor. Bu temsil dostluktan düşmanlığa iki uç arasında seyrediyor.

O nedenle yüzlerce yıldır kimseyi pek ilgilendirmeyen “Aleviliğin İslam’ın içinde mi dışında mı” olduğu sorusu bugün daha sık sorulur olmaya başladı. Toplumsal değişim belki bu sorunun artık cevabının bulunmasını gerekli bir hale getirdi. Bir de malum Türkiye’de herkesi tek tipleştirme, kendine benzemeye zorlama gibi ulusal bir hastalık mevcut. Yani bir Alevi, “Müslümanım. Benim inancım İslam içinde” diyorsa, o zaman diğer Müslümanlar gibi olması gerekiyor. Yani Sünni Müslümanlar, İslam’ı nasıl algılayıp yorumluyor ve uyguluyorsa; Alevilerden de aynı şey bekleniyor ve hatta Sünni İslam’ı onlarca kuşaktır Sünni olanlardan daha özenli ve sofuca sahiplenmeleri isteniyor. Aksi takdirde, Alevinin karşısına klasik siyah-beyaz anlayış; ya benim tarafımda ya da karşımdasın bağnazlığı tüm acımasızlığıyla dikilir. İnat eder ve yolundan dönmezsen de, “Ya sev ya terket” bile denir.

Bence Alevilerin artık İslam’ın neresinde olduklarına karar vermelerinin zamanı geldi gelmesine de, verilecek kararın şekli ne olursa olsun bundan zararlı çıkacaklar yine Aleviler olacağa benziyor. O nedenle hesaplı ve dikkatli hareket etmek gerekiyor.

Ayrıca gerek Alevilerin bölgelere göre farklılık göstermesi, gerek Alevilik anlayışlarındaki çeşitlilik gerekse de karar alıcıların temsil kabiliyeti; bir pozisyon belirlendiğinde de var olan kaosu gidermeye yetmeyeceği gibi daha da artıracaktır.  

Bu iki açıdan yeni bir kaosa yol açacaktır. Birincisi, Aleviliğin İslam’ın neresinde olduğuna karar verilince, bu Aleviler arasında kesinlikle büyük ayrışma ve neticesinde kamplaşma yaratacak; bugün zaten var olan ama belirgin olmayan İslam’ın içinde Alevilik ve ayrı bir inanç olarak Alevilik kavgası başlayacak ve de Aleviler bu ayrışmayla birlikte iki büyük cepheye bölünecektir. Böylesine büyük bir bölünme Alevilerde tarihlerinde yaşamadıkları ağırlıkta bir darbeye yol açabileceği gibi,  bundan çok düşük bir olasılıkta olsa Aleviler kârlı da çıkabilir. Aralarında nihai denebilecek olumlu anlamda bir kırılma yaşanabilir ve çıkacak iki ayrı kutup sen yoluna ben yoluma diyebilir. Bu sonuçla birlikte Aleviler arasından kimin kafası nereye yatıyorsa oraya gitme başlar ve herkesin yeri açıkça ortaya çıktığı gibi “İslam’ın dışında mı içinde mi?” spekülasyonları da sona erer.

Yaşanacak diğer kaos halini ise Alevilerin yerlerini belirlemesine devlet ve Sünni halktan gelecek tepkiler şekillendirecektir. Şöyle ki, eğer Aleviler kalkıp “Biz İslam’dan belli ölçülerde etkilensek de içinde değiliz. Alevilik apayrı bir inançtır” derse, o zaman Aleviler şiddeti şimdiden tahmin edilemeyecek dolaylı ve dolaysız saldırı ve tehditlere maruz kalacaklardır. Bunun anlamı, Türkiye’nin yeni Sivaslara, Maraşlara, Gazi Olaylarına hatta Osmanlı dönemindeki toplu kıyımlara gebe olması demektir. Çünkü Türkiye toplumu, az da olsa içinde hüküm süren hoşgörü ve farklılıklara tahammülü en az yüz yıl önce terk etti.

Alevilerin, “Biz İslam’ın dışındayız” demesi Türk vatandaşı gayri müslimlerin yıllardır yaşadığı dışlama ve bakıların yön değiştirmesine neden olabileceği gibi, şimdi ılımlı olan milliyetçi ve İslamcı gruplar bile radikalleşerek Alevilere dönüp, “Yüz yıllarca koynumuzda yılan beslemişiz. Sizleri ne de olsa kendimizden sayardık. Ama siz düşmandan ve kâfirden de betermişsiniz” diyeceklerdir. Ondan sonra da gelsin provokasyonlar, Alevi avına çıkmalar, “Maraş’ta, Sivas’ta iyi ki bunları katletmişiz. O puslu ortamda köklerine kibrit suyu dökmek varmış ya!” söylemleri... 

Burada devletten gelecek tepkileri ölçmenin ise imkanı yok. Zira devletin Sünni ağırlıklı mevcut düzeni korumak ve Alevilerden böyle bir durumda gelecek hak talepleri karşısında pekte hayra soluk almayacağı bellidir.

Diğer taraftan Alevilerin, “Biz İslam’ın içindeyiz” seçeneğini işaretlemeleriyle de ortalık birden süt liman kesilmeyecektir. Belki asıl gümbürtü böyle bir tercihin açığa vurulmasıyla başlayacaktır. Bir yandan Alevilerin cahil ve gelenekten yeterince nasiplenmemişleri arasından zaten şimdi de olduğu gibi, “Madem ki İslam’ın içindeyiz. Öyleyse namaz kılmak, oruç tutmak ve hacca gitmek de İslam’ın şartları olduğuna göre, bunları bir Müslüman olarak yerine getirmeliyiz. Pirimiz Hz. Ali de bunları yapmıştı” gibi garip akıllara kul olanların sayısı bir hayli kabaracaktır. Nitekim halihazırda Aleviler yukarıdaki türden söylemlerle zaten bir kimlik kayması ve erime sürecindeler.

Ayrıca İslam içinde bir tercih Aleviler dışı cepheyi daha da hareketlendirecektir.  Bu cepheden hemen, “Bakın sonunda kendiniz bir karara vardınız ve İslam içinde olduğunuzu açıkladınız. Böyle bir beyanı olumlu karşılıyoruz, ancak bir Alevinin inancının İslam’ın içinde olduğunu bildirmesi yetmez. Samimi olduğunuzu kanıtlamanız lazım. Bunun için de İslam’ın şartlarının hepsini yerine getirmenizi bekliyoruz” denilecektir. Ama bununla bitse iyi. Arkasından, “Sizin cemevi dediğiniz yerler var. Buraları sakın camiyle bir tutmayın. Müslümanların ibadethanesi camidir. Boş zamanlarınızda semah gibi cem gibi folklorik faaliyetler için oraya gitmenize bir şey demeyiz ama namaz vakitlerinde de sizleri camide bekleriz ha! Diyanet’ten de masa, sandalye kapma hayallerinden vazgeçiniz. Zaten siz de İslam içindeyiz dediğinize ve Diyanet de ayrımsız tüm Müslümanları temsil ettiğine göre böyle bir ayrımcılığa gerek yok” cümleleri arka arkaya sıralanacaktır.

Bu durumda devlet de geri adım atmayacağı gibi, “Hakkı olana hakkını verme” gibi bir geleneğe sahip olmadığından, “Ben zaten Müslümanların dini ihtiyaçlarını karşılamak için elimden gelenden fazlasını yapıyorum. Alevi vatandaşlarımız da inançlarını İslam’ın içinde tanımladıklarına göre, buyursunlar herkese sağladığımız imkanlardan yararlansınlar” kolaycılığına ve mevcut düzeni koruma yoluna gidecektir. Hatta Aleviliğin İslam içinde olduğu tercihi, bir yerde devleti en çok rahatlatan bir yönelim olacaktır. Çünkü böylelikle devlet yeni her türlü talebi, “İnancınız İslam içinde. Öyleyse oturun oturduğunuz yerde. Türkiye’de İslam’a ve Müslümanlara sağlanan imkan şeriatla yönetilen İran ve Suudi Arabistan’da bile yok” diye savuşturma imkanı bulacaktır.

Yukarıda ortaya koyduğumuz gibi Aleviliğin İslam’daki yeri gibi teolojik (din bilimsel) tartışmaların, bizzat Alevilere olumlu bir getirisi yok. Zaten şu aşamada İslam, Aleviliği içine alacak kadar esnek ve kapsamlı olmadığı gibi, Sünni Müslümanlar da Alevilik ve Alevileri oldukları gibi kabul etmeye hazır değil. Onlar istiyor ki, Aleviler bizim istediğimiz gibi Müslüman olsun. Bu da eşyanın tabiatına aykırı olduğundan ve  karşı taraf asimilasyoncu bir anlayış taşıdığından, Aleviler uzak durmakta ısrarcı davranıyorlar.

Ne var ki, Ehli Sünnet veya Sünni İslam’ın bu dışlayıcı tutumuna karşılık Alevilik de, tek başına İslam’ın içine sıkıştırılamayacak kadar kapsamlı bir inanç. Biz kabul edelim veya etmeyelim, Sünni İslam Ahmet’e Mehmet’e göre değişmeyen belli ibadetlere ve uzun bir yazılı geçmişe sahip. Ayrıca tarihi boyunca hep iktidarların himayesinde yaşadığından, süreç içinde biraz esnek olmakla birlikte kesin çerçevesi oluştuğu gibi,  dünyanın hemen her Müslüman toplumunda da geçerli standartlara ulaşmış. Bu nedenle Sünni İslam’ın şu anki ulaştığı seviye baz alınıp,   Alevilik bu yapı içine sokulmaya çalışılırsa ortada Alevilik adına bir şey kalmaz. Örneğin cem ayinlerine, kadın-erkek toplu ibadete, semaha, bazı ayinlerde kullanılan alkollü içkiye ve inancın ayrılmaz bir parçası olan saz ve müziğe Sünni İslam şemsiyesi altında bir yer bulmak, aşırı zorlama yorumlara gitmeden mümkün değil.

Aleviler tam da bu gerekçelerle inançları adına ne varsa terk ederek, Sünni İslam içinde bir temsile onay vermiyor ve tek tip bir İslam anlayışı içine hapsolmak istemiyorlar.

Ayrıca Alevilerin, “Biz Müslümanız” demesi karşı tarafın tarihsel önyargılarını gidermediği gibi, Müslüman olarak kabul görmelerine de imkan tanımıyor. Kimse Aleviyi olduğu gibi bağrına basmaya yanaşmıyor. Diğer yandan, “Alevilik İslam’ın dışında ayrı bir inançtır” deseler, o zaman da bir başka sorun karşılarına çıkıyor;

“Bunları içimize almamakla ve Müslüman kabul etmemekle haklıymışız. Bak gördünüz mü kendileri itiraf ettiler Müslüman olmadıklarını” homurtuları ortalığı kaplıyor. Kısaca Alevinin işi gerçekten zor. Zira aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyık...

Sonuçta Alevilik ve Bektaşiliğin İslam’ın neresinde durduğu tartışmalarının belki şimdilik kaydıyla anlamsızlığı her iki durumda da tüm çıplaklığıyla ortaya çıkarken, Aleviler, “Siz İslam’ın neresindesiniz?” sorusu karşısında bir ikileme, yer yer de bir kısır döngü içine sokuluyor. Bu durum belki de hem Alevi hem de Sünni kanadın, Aleviliğin İslam’ın neresinde durduğu sorusuna verilecek cevabın sonuçlarına katlanmaya hazır olmamalarından kaynaklanıyor olabilir.

Tabii ki, Alevilerin kendi aralarında İslam’ın içindeki yerlerini tartışmalarında kamuoyuna pek yansıtmamak kaydıyla bir sakınca yok. Çünkü Alevilik, Sünnilik gibi kesin normları olan bir yapıda olmadığından, İslam’ın neresinde olduğu konusunda ileri sürülecek her iki iddiayı da haklı çıkaracak yeterli argümanı bulmak o kadar zor değil. Ancak şu aşamada Alevilere düşen görev, dışa karşı bu türden anlamsız tartışmalardan uzaklaşarak, inançlarını orijinal ve tarihsel çerçevesini bozmadan; demokrasi, laiklik ve insan hakları gibi çağdaş değerlerle bağdaştırarak yaşamak, yaşatmak ve bu mirasın gelecek kuşaklara aktarılmasının zemin ve araçlarını hazır hale getirmektir. Böyle bir sürecin şekillenmesi, Alevilerin büyük bölümünün bilinçli bir şekilde örgütlenmesinden ve bu doğrultuda harekete geçip taleplerini meşru bütün baskı mekanizmalarını kullanarak ortaya koymasından geçiyor.

Aksine hareket ederek öncelikli bir takım gereklilikleri yerine getirmeden, genel kamuoyu önünde olumlu bir sonuca götürmeyeceği önceden kestirilebilen tartışmalara girmek, Alevilerin varmak istedikleri hedefe ulaşmasında geciktirici hatta zararlı etki yapar. Nitekim de yapıyor. Alevi örgütleri ve aydınları bu kısır tartışmalara cevap yetiştirme yarışına girerek zaman ve enerji kaybediyor.  

Devasa sorun ve engellerin Alevilerin önünde beklediği bir dönemde, emekli bir memur edasıyla hareket ederek ayrıntılarla ve belki gelecekte rahat bir ortamda yapılabilecek tartışmalarla zaman ve enerji kaybından, henüz emekleme aşamasında olan Alevi hareketinin uzak durması gerektiği kanısındayım

Yoksa yanılıyor muyum?

   Hüseyin DEMİRTAŞ, Araştırmacı Yazar / 04 Şubat 2006

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Alevilik İslam’ın dışında mı İçinde mi

9/9/2008

Türkiye Alevi Bektaşi Kuruluşları Birliği Federasyonu Başkanı Sn Ali DOĞAN’ ın basın açıklamasa ile ortaya çıkan ve birkaç gündür Türkiye de yayınlanan gazetelerde yer alan “Alevilik İslam’ın  dışında mı  Içinde mi”  konulu tartışma ile ilgili olarak birkaç sözde ben söylemek istedim. Kural olarak bu tür tartışmaların içerisine hiç girmedim. Bu güne kadar da kendi ismimi hep geri planda tuttum, kamuoyu önüne çıkmadım. Fakat konu  çok hassas olduğu ve seyirci kalmaya gönlüm razı olmadığı için açıklama yapma gereği duydum.

 

Aslında konu çok basit ve anlaşılır vaziyettedir. Tartışmaya neden olacak kadar da karışık değildir. Alevi’ liğin İslam’ ın  içinde mi dışında mı olduğunu bulmak için İslam’ın beş şartını ortaya koyup, bunun Alevlerce yerine getirilip getirilmediğine bakmak yeterlidir. Bu beş şart İslamiyet’ in vazgeçilmez şartıdır. Hiçbir Müslüman bu şartı yerine getiremezlik yapamaz, bu şartları değiştirmeye kalkamaz, kendiliğinden başka ve yeni şartlar koyamaz

 

İslam’ın beş şartı şunlardır.

 

1-     Kelimeyi şahadet getirmek

2-     Ramazan orucu tutmak

3-     Hacca gitmek

4-     Zekat Vermek

5-     Namaz kılmak

 

İslamiyette kelimeyi Şahadet şöyledir.  “eşhedü enla ilaha illallah ve eşhedü enla Muhammedu resul ullah” oysa Aleviler kelimeyi şadet getirmeleri şöyledir. “eşedü enla ilaha illallaha illallah ve Ali’ yül Veli ullah veli ül Ali üllah”  bakıldığında İslamiyet’ e giriş için söylenmesi gereken şehadet getirmeyi dahi Aleviler yapmamaktadırlar. Şehadet getirmeyi kendilerine göre değiştirerek Alevilik düşüncesine uydurmuşlardır. Kaldı ki günümüzde Aleviler kelimeyi şahadet getirmeyi de tamamen bırakmışlardır.

 

Ramazan orucuna gelince Aleviler hiçbir zaman ramazan orucunu tutmamışlardır, tutmazlarda. Alevilerin tuttuğu bir oruc vardır oda muharrem orucudur. 12 gün süren bu oruc öldürülen  Hz. Hüseyin ve oniki Imamların yasını   tutmak amacıyla her birisi için birer gündür. Bu orucu da Allah’a borç ödemek, kendisini affettirmek, cennete gitmek amacıyla puan kazanmak için tutmazlar. Bu  sure içerisinde, evinde cenaze çıkmış yaslı biri ne yapıyorsa Aleviler de aynı şekilde davranırlar.

 

Hac’ a gitmek Alevilerin yapmadığı bir başka İslam’ ın şartlarıdır. Tarihten günümüze kadar Aleviler hacca gitmemişlerdir. Gitmedikleri gibi Hacca bir değer ve önemde vermemişlerdir.

 

Zekat verme konusu da Aleviler de başka türlüdür. İslamiyet zekat vermeyi bir dini zorunluluk olarak emreder. Zekat verme zamanı ve şeklinin dışında bir başka yardım ön görmez. Aleviler İslamiyet’ in ön gördüğü zekatı kabul etmezler. Kesinlikle zekat amacı ile yardım  etmezler. Yardımı insanlığın bir gereği olarak yaparlar ve bunun zamanı ve yeri sınırlı değildir.

 

Namaz da İslamiyet’in zorunlu tuttuğu en önemli emirlerinden birisidir. Ülkemizde yüzbinin üzerinde cami olduğunu düşünürsek namazın İslamiyet için gerekliği ortaya çıkar. Aleviler kesinlikle namaz kılmazlar. Bu amaçla camiye de gitmezler

 

Yukarıdaki anlatıma baktığımızda İslam’ ın vazgeçilemez ve değiştirilemez kesin beş şartını Aleviler yerine getirmezler. Bununla da kalmazlar bu şartlara oldukçada karşıdırlar.

 

Hiç bir Alevi  biz bunları kabul etmiyoruz ve yerine getirmiyoruz da demez ve diyemez dediği anda Aleviliği bitmiştir.

 

Bir dinin zorunlu beş şartını kabul etmeyen ve yerine getirmeyen bir toplumun o dinden olduğu söylene bilir mi? Bu söylemlerin ya değerlendirme yetenekleri yoktur ya da başka amaçları vardır. Alevilerin İslam ile zıtlıkları sadece İslam’ın beş şartında ortaya çıkmaz. İslam’ ın bütün kuralları ve kurumlarına Aleviler karşıdırlar. İslamiyet’ in vazgeçilmez kurum ve kurallarını ya yok saymışlar ya da ona alternatif kurallar geliştirmişlerdir.

 

Cami ve mescidin İslamiyet için önemi tartışılmaz iken Aleviler için hiçbir şey ifade etmezler. Hiçbir Alevi mescide ve camiye gitmez, gittiklerinde de kötü karşılanır. İslamiyet için vazgeçilmez ve temel yol gösterici olan Kuran da Aleviler için fazla önem göstermez. Aleviler Kurana karşı konuşan kuran değimini geliştirmişlerdir. Konuşan kuran insandır. Alevi lisanı ile “ Insan Kelamı”  kurandır. Insan sözü her zaman önde tutulur. Cennet cehennem huri gılman da aleviler için bir şey ifade etmez ve kabul edilmez. Kabe de Aleviler için bir şey ifade etmez.  Aleviler bunların yerine insan gönlü, insan cemali terimini geliştirmişlerdir. Insan yüzü insan cemalini kabe olarak görürler. Insan kalbini fethetmeyi    de hac olarak da görürler. Aleviler ibadet olarak insanın gönlünü kazanmayı kabul ederler.

 

Alevilik ve İslam arasındaki ayrım sadece bu temel konularda değil başkaca bütün konularda vardır. En önemli ayrılığı da her ikisinin gidiş yönüdür. Alevilik daima ileri giden yönü çağdaşlıktan, laiklikten, bilimden  yana olan bir çizgi de iken, İslamiyet’in yönü daima tutuculukta, orta çağ düşüncesinde, gericiliktir. Alevilik ve İslam’ın hiç mi ilişkisi yok denilebilir. Vardır hem de çok vardır. Ama iç içe değil, Alevilik İslam değildir. Sadece ilişkisi vardır. Geçmişte İslamiyet Aleviliğin  kaynaklarından birisidir. İslamiyet Aleviliği beslemiştir. Bazı kurumlarını ve kişilerini ona vermiştir. Aleviliği bir göl olarak kabul edersek İslamiyet o göle su taşıyan derelerden birisidir.Yüzyıllardır Alevilik ile İslamiyet arasındaki ayrım bunları bu gün artık eksi ile artı kutup gibi bir birine uzak iki uç haline getirmiştir. Bu gün dünyada birbirine en zıt iki düşünce haline gelmişlerdir.

 

Kurana baktığımızda büyük bir kısmı Tevrat a benzemektedir. Şimdi çıkıp da İslamiyet’ i Yahudiliğin (Musevilik) içinde olarak tarif edebilir miyiz. Bunun gibi birçok din ve düşünce bir başkasını da içinde barındırmaktadır. Bunları aynı kategoriye koyabilir miyiz. Alevilikte bu gün kendi başına bir başka düşüncedir.

 

Sayın Ali DOĞAN’ ın açıklaması çok yerinde ve büyük taktire laiktir. Aleviler bu tavırlarını yüzyıllar önce koyup kendilerini ayrı tanımlamalıydılar. Geçte olsa bugün bu tanım ve çizginin konulması büyük bir kazanımdır. Sayın Ali DOĞAN ileride Aleviliğin önemli mihenk taşlarından birisi olarak anılacaktır. 

 

Av. I. Metin An.

Öz geçmişim

1961 yılı Sivas ta doğdum. 1987 yılında Istanbul Hukuk fakültesini bitirdim. 1988-2000 yılları arasında Istanbul da serbest Avukatlık yaptım. Bu süre içinde 4 yıl kadar Şahkulu Vakfının da dışarıdan Avukatlığını yaptım. Şimdi ise Ankara da bulunmaktayım. Türkiyenin en büyük Cem- Evi Kompleksine  sahip olan Çamşıhı Hüseyin Abdal Derneğinin Başkanlığını yapmaktayım. Alevilik, Osmanlı araştırmaları ve halk kültürü alanında yayınlanmış ve araştırma halinde olan    kitaplarım bulunmaktadır. Yayınlanan kitaplardan bazıları şunlardır.

 

Alevilik Anayasası

Alevilerde Halk Mahkemeleri (3 Cilt)

Alevilikte Tanrı Yok Insan Var

Osmanlı’nın Kanlı Tarihi 

Osmanlı Sarayında Cinsel eğilimler

Çamşıhı Tarihi ve Hüseyin Abdal

Ozan Garip Hıdır

Ozan Sinemi

Ozan Mehmet Ali Karababa

Ozan Ali Rıza Yalçın

Hüseyin Abdal Cem-evi Anı defteri

Aşık Ali Ertekin

Av. I. Metin An.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı